instruction
stringlengths 0
2.7k
| input
stringlengths 0
4.47k
| output
stringlengths 11
1.71k
|
|---|---|---|
Merak ediyordum; yandaki kimdi (I) Kardeşi mi (II) yoksa arkadaşı mıydı (III) Niçin benimle tanıştırmıştı (IV) Niye görmezlikten gelmişti (V) Yukarıda numaralanmış yerlerden hangisine soru işareti (?) konulamaz?
|
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
|
Cevap B. Çözümü: Soru işaretinin kullanıldığı yerleri belirtmiştik. I, III, IV, V numaralı yerlere soru işareti (?) getirilmesi gerekir. II numaralı yere soru işareti değil, virgül (,) getirilmelidir; çünkü anlamca birbirine bağlı soru cümlesi virgülle ayrılır, soru işareti (?) en sona konur.
|
Hitap ve seslenmelerden sonra kullanılır: Dur yolcul! Bilmeden gelip bastığın
|
-
|
Çözümü: Ünlem işareti, seslenme ve hitap sözlerinden hemen sonra konulabileceği gibi cümlenin sonuna da konabilir.
|
ÖSYM (ÖSS - 1989) Aşağıdakilerden hangisinde "kısa çizgi" (+) kullanılmaz?
|
A) Servettifünün Edebiyatı (1896 - 1901) önemli bir dönemdir.
B) Cihan yıkılsa -emin ol- bu cephe sarsılmaz.
C) Türkiye - Suriye arasındaki gerginlik gün geçtikçe artıyor.
D) Gel -me- di -niz veya (-e) eki isimlere gelir.
E) Bu açıklama virgül (,) göreviyle ilgilidir.
|
Cevap E. Çözümü: Soru kısa çizgi ile ilgili bilgileri ölçmeye yönelik. Bu bilgileri örneklendirek verecek olursak
|
ÖSYM (ÖSS - 2005) Bir güvercin ... Beni görünce ürktü ... Acaba açık kalan pencereden mi girdi içeriye ... ? Oradan oraya uçuyor, dışarı çıkacak bir yer arıyor ... ! Maviliği, belki de çok uzaklardaki gemileri görüyor ...
|
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
|
Cevap D. Çözümü: Ünlem işaretinin (!) kullanıldığı yerleri yukarıda görmüştük. (IV) numaralı yerde bu işareti kullanmaya gerek yoktur çünkü burada cümle tamamlanmamıştır ve nokta (.) kullanmak gerekir.
|
Özel isimlere gelen yapım ekleri, çokluk eki ve bunlardan sonra gelen diğer ekler kesme işaretiyle ayrılmaz. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde kesme işaretinin kullanımıyla ilgili bir yanlışlık yapılmıştır?
|
A) Pamukkale travertenleri, Denizli'mizin önde gelen turistik değerlerindendir.
B) Bu yasa tasarısı Bakanlar Kurulu'nda uzun uzun tartışıldı.
C) Ferhunde Hanım'dan gelen son mektubu alicenap sevinç içinde okudum.
D) Üniversitemizde tek ders sınavlarının 30 Haziran'da yapılacağı açıklandı.
E) TDK'nın bir görevi de geçmişte yazılmış eserleri günümüze kazandırmaktır.
|
Cevap B. Çözümü: Kesme işaretinin (' ) kullanımıyla ilgili bilgileri verdik. Şimdi bunu bu soruda uygulayalım. A'da "Denizli'mizin" sözcüğünde özel isim gelen çekim ekini ayırdığı için doğru.
|
** - ** Aşağıdakilerden hangisi anlamca ötekilere **ters düşmektedir**?
|
** A) Akıllı düşman, akılsız dosttan hayırlıdır.
B) Akıllı adama sermayededir.
C) Akıllı köprü arayana dek, del suyu geçer.
D) Akılsız başın cezasını ayaklar çeker.
E) Akıl olmayınca başta, ne kuruda biter ne yaşta.
**Çözüm1:** Atasözünün taşıdığı anlam sorulmus, A, B, D ve E'de akıl ve akıllı insana öne çıkarılırken C'de "Akıllının gecikmesinin nedeni tedbirli davranmak istememesidir." yaklaşımı öne çıkmıştır. Dolayısıyla "deli" olan kişi akıllıy'a göre daha makbul bir yaklaşıma ele alınmıştır.
**Cevap1:** C
**Paragraf2:** -
**Soru2:** Aşağıdaki cümlelerin hangisi "İnsan yedi sinde ne ise yetmişinde de odur." atasözünün anlamını **içermez**?
**Şıklar2:** A) Sen her zaman demez misin, huyu huyundan vazgeçmez, diye?
B) Can çıkmadan huy çıkmaz, canla çıkacağını boşuna söyleme-mişler.
C) Büyükler, su ile giren mi huyun, canla çıkacağını boşuna söyleme-mişler.
D) Ben sana, huyunu bilmediğin kişilere güvenme, demez miydim?
E) Ne dersen de, değiştiremezsin onu, huy canın altındadır.
**Çözüm2:** Aynı anlamı taşıyan atasözlerinden bahsetmiştik. Bu soru da onun-la ilgili, "İnsan yedi sinde ne ise yetmişinde de odur." atasözü insa-nın değişmeyeceği ile ilgilidir. A'daki "Huyu huyundan vazgeçmez." B'deki "Can çıkmadan huy çıkmaz." C'deki "Su ile giren huy canla çı-kar." E'deki "Huy, canın altındadır." atasözleri aynı doğrultuda anlam taşırken D'deki "Huyunu bilmediğin kişilere güvenme." atasözü "öğüt verme" amacı gütmektedir.
**Cevap2:** D
**Paragraf3:** -
**Soru3:** -
**Şıklar3:** -
**Çözüm3:** -
**Cevap3:** -
**Paragraf4:** -
**Soru4:** -
**Şıklar4:** -
**Çözüm4:** -
**Cevap4:** -
**Paragraf5:** -
**Soru5:** -
**Şıklar5:** -
**Çözüm5:** -
**Cevap5:** -
**Paragraf6:** -
**Soru6:** -
**Şıklar6:** -
**Çözüm6:** -
**Cevap6:** -
**Paragraf7:** -
**Soru7:** -
**Şıklar7:** -
**Çözüm7:** -
**Cevap7:** -
**Paragraf8:** Atasözleri gibi kısa, özlü sözlerdir. Aralarındaki fark söylenilenin belli olması ve söz söyleyen kişilerin düşüncelerinin evrensel yaklaşımları öne çıkmasıdır.
**Soru8:** -
**Şıklar8:** • Sorgulanmış hayat yaşamaya değmez. (Sokrates)
• Basar merdivenlerini hiç kimse elleri cebinde çıkmamıştır. (Goethe)
• Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün. (Mevlana)
• Yarattılarını severim yaratanı ötürür. (Yunus Emre)
• Eğitimde ter dökmeyen savaşta kan döker. (M. Kemal Atatürk)
**Çözüm8:** -
**Cevap8:** -
|
Cevap ** C. Çözümü: ** Atasözünün taşıdığı anlam sorulmus, A, B, D ve E'de akıl ve akıllı insana öne çıkarılırken C'de "Akıllının gecikmesinin nedeni tedbirli davranmak istememesidir." yaklaşımı öne çıkmıştır. Dolayısıyla "deli" olan kişi akıllıy'a göre daha makbul bir yaklaşıma ele alınmıştır.
|
** - ** Aşağıdaki cümlelerin hangisi "İnsan yedi sinde ne ise yetmişinde de odur." atasözünün anlamını **içermez**?
|
Cevap ** D. Çözümü: ** Aynı anlamı taşıyan atasözlerinden bahsetmiştik. Bu soru da onun-la ilgili, "İnsan yedi sinde ne ise yetmişinde de odur." atasözü insa-nın değişmeyeceği ile ilgilidir. A'daki "Huyu huyundan vazgeçmez." B'deki "Can çıkmadan huy çıkmaz." C'deki "Su ile giren huy canla çı-kar." E'deki "Huy, canın altındadır." atasözleri aynı doğrultuda anlam taşırken D'deki "Huyunu bilmediğin kişilere güvenme." atasözü "öğüt verme" amacı gütmektedir.
|
|
(I) Yapıtlarnı okuduğum gençler sunu bilmelidir. Değerlendirmelerimde, vardığım yargılarda dostluğun, arkadaşlığın en küçük bir payı yoktur. (II) Benim bu tutumum karşısında "vardigin yargılarda dostluğun önemi değisken bir nitelik taşır." diyenler var. (III) Oysa benim düşüncelerim değişken bir nitelik taşır. (IV) Yazdıklarımın hiçbir bir düşünceye ve incelediğim ürünler arasında bir görüşü savunmanın ürünü değildir. (V) Bağlanmamın ya da ortak bir fikri dünyaya götürmenin yanstıları var. (VI) Ben bu ürünlerin duygularını etkileyen yönlerini savunuyorum. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangilerinde yan tutmama söz konusudur?
|
A) I. ve IV. B) II. ve V. C) II, III. ve VI. D) III, ve V. E) IV, V. ve VI.
|
Cevap A. Çözümü: Parçada yan tutmama, yani öznelliğe kaçmama, ölçütlerinde nesnel olma üzerinde durulmuş. I. cümlede "vardigin yargılarda dostluğun arkadaşlığın en küçük bir payı yoktur." yargısı yan tutmama anlamına gelmektedir. IV. cümlede "yazdıklarımın hiçbir bir düşünceye bağlanmamın ya da ortak bir görüşü savunmanın ürünü değildir." yargısı da yan tutmama ile ilgilidir.
|
(I) Önceleri yazınsal türlerin en etkilisinin roman olduğunu sanıyordum. (II) Sonra tiyatronun romandan daha güçlü, daha etkili bir tür olduğunu anlamıştım. (III) 1940'lardan sonra da tiyatroya yöneldim. (IV) Peş peşe altı tiyatro eseri yazdım. (V) Yazdıklarım, çok büyük bir ilgi gördü ve çeşitli sahnelerde oynadı. Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin hangilerinde nesnellik söz konusudur?
|
A) I. ve II. B) II, III. ve IV. C) II, III ve V. D) III, ve IV. E) IV. ve V.
|
Cevap D. Çözümü: Kişiiden kişiye değişmeyen yargıya "nesnel yargı" denir. III. cümle ka-nıtlamaya dayalı bir cümledir. IV. cümle de ispatlanabilecek bir yargı ta-şımaktadır. Dolayısıyla III. ve IV. cümlelerde nesnellik söz konusudur.
|
(I) Roman yazarken konuşmalara yer vermek çoğunlukla kaçınılmazdır. (II) Hatta salt konuşmalardan oluşan romanlar bile vardır. (III) Bu romanlarda herhalde amaç, tip yaratmaktan (IV) iki satırlık bir konuşma, bir karakteri on sayfalık bir betimlemeden daha başarılı bir biçimde çizilebilir. (V) Bunun başlıca örneklerine M.S. Esendal'ın Ayası ve Kıraçları adlı yapıtında rastlıyoruz. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde "karşılaştırma" yapılmıştır?
|
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
|
Cevap D). Çözümü: IV. cümlede "İki satırlık bir konuşma, bir karakteri on sayfalık bir betimlemeden daha başarılı bir biçimde çizebilir." yargısında "iki satırlık konuşma ile on sayfalık betimleme" başarılı olup - olmama yönüyle birbiriyle karşılaştırılmıştır.
|
(I) Genç adamın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme ve hafif bir kırmızı vardı. (II) Bu kırmızı, herkesin payına düştän balçığın elimde tek balık kalıcaya kadar sürdü. (III) Balkın'ın, son balığını kendisine vermediği görünce rengi uçup gözleri büyüdü. (IV) Yüzündeki gülümseme giderek azaldı ve yok oldu. (V) O an, genç adamın, öfkesini ve acısını kendi içinde saklayan biri olduğunu anladım. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde "yorumlama"ya yer verilmiştir?
|
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
|
Cevap E). Çözümü: Görülüp duyulanlardan anlatıcının kendince bir anlam çıkarması, açıklama yapmasıdır. Yorumlama, bu özelliğiyle kişisel, öznel bir değerlendirmedir.
|
(I) Berna Moran'ın deyimle "huzursuzluğun romanı", Fethi Naci'ye göre de "Türkçenin en güzel aşk romanı" olan Huzur'un yayımlanış gününü bazılar bildi radyo iki elli iki. (II) Bu romanda olaylar, bir ağustos günü üzerinden yaklaşık Yılın Düncı Savaşı'nı başladigını haber veren bir anonsla ve Kayserili'nin Kedar ilk bakışta aşk romanı gibi görünse de günahın bitter. (III) Her ne kadar Doğu'ya Batı'nın huzursuzluğun, zaman ve müziğin romanı olarak kabul edilir. (IV) Huzur, hiçbir zaman Madam Bovary gibi yanıcı etkisi benzer bir roman yaratmamıştır. (V) Madam Bovary'nin can sıkıcı taşranın romanı değildir Huzur; tam tersine çok eski, çok köklü bir kentin, İstanbul'un, Boğazı'nın romandır. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde değerlendirme söz konusu değildir?
|
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
|
Cevap B). Çözümü: Kişisel yorum katılan cümleler değerlendirme anlamı taşımaktadır. Buna göre II. cümle dışındaki cümlelerde değerlendirme söz konusudur.
|
"Yorumlama" kişisel olan, kanıtlanamayan özel yardımlarda görülür. V. cümleye baktığımızda "öfkesini ve acısını kendi içinde saklayan biri olduğunu anlamı" dediğini görüyoruz. Bu söz gözleme değil, sezgiye bağlı bir anlamamdır. Kanıtlanamayacak olan bu yargıda yorumlama yapılmıştır. Aşağıdakilerden hangisi bir "tanım" cümlesidir?
|
A) Lirik şiir, akıldan çok duyu gücüne, düşünceden çok duyguya yaslanır.
B) Lirik şiirde, aşk her türlü görünüşü, bütün yönleriyle dile getirilir.
C) Lirik şiirde sözcükler seçilirken, onların ses ve görüntü gücü nüz göz önünde tutar.
D) Lirik şiir, duyguların çok etkili ve coşkulu bir biçimde dile getirildiği şiir türüdür.
E) Lirik şiirde yıllar, aşk, ölüm, din gibi belirli temalar işlenmiştir.
|
Cevap D. Çözümü: Bu nedir? sorusuna cevap veren cümle tanım cümlesidir, demiştik. "Lirik şiir nedir?" sorusunun cevabı D seçeneğinde verilmiştir. A seçeneğinde lirik şiirin nasıl olduğu, C seçeneğinde şairin durumu, E seçeneğinde lirik şiirde işlenen konular ele alınmıştır.
|
Birbirleriyle ilişkili birden çok yargı bulunan cümlelerde bir yargının açıklanmasının bir başka cümleye bağlı olmamasıdır. Açıklamalı cümlelerle birbirine bağlanan cümlelerin birbirini desteklemesi veya örneklerle daha anlaşılır hale getirilmesi amaçlanır. Aşağıdakilerden hangisinde "biri ötekinin açıklayıcısı olarak birbirine bağlanan" iki yargı verilmiştir?
|
A) Akşama bizde buluşalım ya da biz size gelelim.
B) Bugün gelmeyecek, ama yarın gelir.
C) Dersini bilemedi, demek ki yeterince çalışmamiş.
D) Fransızcayı öğrendi, şimdi İngilizceye çalışıyor.
E) Okulu bitirdi, hem de işe girdi.
|
Cevap C. Çözümü: Açıklamalı cümlelerde genellikle neden - sonuç ilişkisi görülür. C'deki "dersini bilememesi, yeterince çalışmaması" cümlesiyle açıklanmıştır.
|
- Aşağıdaki cümlelerden hangisi, dolaylı anlatıma örnek olabilir?
|
-
|
Cevap D. Çözümü: Dolaylı anlatım; yazarın sözünün başkası tarafından aktarılmasıdır, demiştik. Bu tür anlatımlar, "dedi, söyledi, ifade etti, belirtti" yarışına a) .....
|
- Aşağıdaki cümlelerden hangisinde söyleyenin düşüncesi, kinayeli bir biçimde dile getirilmiştir?
|
A) Otel görevlisi salondaki televizyonun sesini sonuna kadar açmış ama kimse dinlemiyor.
B) Eh, bu hızla gidersek, okula belki yarın sabah varırız.
C) Bu küçük köy törende, her sabah üç kadar arabesk türünde parçalar çalıyor.
D) Son on yılda tükenen hayvan ve bitki türü, daha önceki yılda yok olanlara eşitmiş.
E) Güruhtüyle etkili bir biçimde savaşabilmek için bir yasa çıkarılması gerekir.
|
Cevap B. Çözümü: Kinayeli anlatım, karşımdakiyle allayı bir tarzda yaptığımız anlatımdır. B seçeneğinde "Eh, bu hızla gidersek, ifadesi de çok yaklaşımdır. Ayrıca okula belki yarın sabah varırız ifadesi allayı bir yavyu- yürüme ve okula vaktinde varamama'yı karşılamaktadır.
|
Kişinin kusurlarını, eksikliklerini ifade etmesine öz eleştiri demiştik. E’de “içinde bulunduğum koşullar değerlendirmediğim için” sözü kişinin kendisine yönelik eleştiri ifade ediyor. A’da İstanbul’un sıkıcılığı, B’de filmlerin özelliği, C’de sinema salonunda izleyicinin durumu, D’de ro- man okuma üzerine tavır değişikliği öz eleştiriye kaçmayacak şekilde verilmiştir. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde bir “yargı” söz konusudur?
|
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
|
Cevap E. Çözümü: Bir olay, yazar, eser hakkında önceden edinilmiş olumlu ya da olumsuz düşüncelere yargı diyoruz. V. cümlede bir oyun hakkında önceden olumsuz bir düşünce olarak “oyun çok fazla seyirci toplayacağı” ifade ediliyor.
|
- Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde hem olumlu hem de olumsuz bir eleştiri söz konusudur?
|
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
|
Cevap C. Çözümü: III. cümlede "başarılı değilse de" cümlesi olumsuz eleştiri iken devamındaki "seyircilerin ilgisini çekmişti" yargısı olumlu eleştiri içermektedir.
|
(I) Anadoluhisarı'nın bulunduğu bölgenin tarihi, eskiye dayanıyor. (II) Kaynaklara Göre, Anadoluhisarı, Boğaz'dan geçişleri kontrol etmek amacıyla Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmış. (III) Yapılırlarda kullanılan malzemeler arasında, Bizans Yapıların alınmış taşlar da var. (IV) Bu durum, burada eski bir Zeus Tapınağı'nın bulunduğu yolundaki düşünceleri daha da güçlendiriyor. (V) Boğaz'ın en dar yerinde, Göksu Deresi kıyısında bulunan bu bölgenin, bugün olduğu gibi, Osmanlı belirli süre de yerleşim alanı olarak kullanıldığı çeşitli kaynaklarda öncülür. Yukarıdaki parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde belirtilenler "tahmin" niteliği taşımaktadır?
|
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
|
Cevap D. Çözümü: Bir şeyin olduğunun, yapıldığının, gerçekleştiğinin zannedilmesi anlamı taşıyan "tahmin" cümlesi IV. cümlede geçen "Zeus Tapınağı'nın bulunduğu yolundaki düşünceler" cümlesi ile belirtilmiş; dolayısıyla kesinlik anlamı taşımayan, zanna dayalı bir yaklaşım verilmiştir.
|
- Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "sezgi, tahmin" söz konusu _değildir_?
|
A) Bu olayın böyle sonuçlanacağını ben çok önceden anlamıştım.
B) Nasıl bir mutluluk içinde bulunduğumu gözlerinizden okuyorum.
C) Bu sırrı, sonsuza değin yüreğimde taşıyacağima söz veriyorum.
D) Bu konuyu onun yanında rahatça konuşabileceğimi sanıyorum.
E) Para düşkünlü bir olduğınu konuşmalarından çıkarmıştım.
|
Cevap C. Çözümü: Ada "önceden anlamıştım", B'de "gözlerinden okuyorum", D'de "sanıyorum". E'de "konuşmalarından çıkarmıştım." sözleri tahmin - sezgi taşıyor. C'de tahmin - sezgi anlamıyla ilgili bir yaklaşım bulunmamaktadır.
|
- "Kimi yargılar genel bir nitelik taşır. Şu örneğe olduğu gibi: "Dağlık bölgelerin insanları sert yaratılışlı olur." Bu tür yargılar zihnin genel düşünceler üretmesinin ya da özelden genele gidişinin sonucudur." Aşağıdakilerden hangisi bu parçada belirtilen yargı türüne _örnek olamaz_?
|
A) Dünyanın bütün ülkelerinde polisiye romanlar çok satar.
B) Yazarlar, yaşlılık dönemlerinde üne kavuşurlar.
C) Uslup, kelimeleri seçme ve kullanma sanatıdır.
D) Davranışları etkilemede iletişim araçlarının büyük payı vardır.
E) Sıcak ülkelerin insanları heyecanlı olur.
|
Cevap C. Çözümü: "Özeldan genele gidiş" sözü yargıyı tam olarak özetliyor. Bu, birkaç örneğe bakarak onu geniş kitleler için geçerli saymak anlamına geliyor. A'da birkaç ülke incelenip bütün ülkeler için geçerli sayılmış; B'de bütün yazarlar genellenmiş; D'de iletişim araçlarının tümü için geçerli netlemede bulunulmuş; E'de sıcak ülkelerdeki her insanın heyecanlı olacağı yargısı genellenmiş. Bunlar yukarıdaki yargıya uyar. Ancak C'de uslup tanımlanmış. Yani özeldan genele gitme diye bir durum yok.
|
- Aşağıdakilerden hangisinde "bir ötekinin açıklayıcısı olarak birbirine bağlanan" iki yargı verilmiştir?
|
A) Akşama bize buluşalım ya da biz size gelelim.
B) Bugün gelmeyecek, ama yarın gelir.
C) Dersini bilemedi, demek ki yeterince çalışmamış.
D) Fransızcayı öğrendi, şimdi İngilizceye çalışıyor.
E) Okulu bitirdi, hem de işe girdi.
|
Cevap C. Çözümü: Biri ötekinin açıklayıcısı olacaksa bir neden - sonuç ilişkisi olması gerekir. Bunu da yüklemlere "niçin" sorusunu sorarak bulabiliriz. C'de "niçin bilemedi" diye sorarsak sebebinin "yeterince çalışmadığı" olduğunu görürüz. Diğer seçeneklerin hiçbirinde bu ilgi yoktur.
|
- Aşağıdaki cümlelerden hangisinde eşitliğin söz konusu olmayacağı bir durum anlatılmaktadır?
|
A) Paylarına düşene ses çıkarmadılar.
B) Yemeği aralarında kardeş payı yaptılar.
C) Yenişemediler, berabere kaldılar.
D) Kazandıklarını yarı yarıya paylaştılar.
E) Sabahleyin birer yumurta yediler.
|
Cevap A. Çözümü: Cümlelerde iki durumun birbiriyle eşit olabileceği durumlar olması gerekiyor. B'de "kardeş payı yapmak", C'de "berabere kalmak", D'de "yarı yarıya paylaşmak", E'de "birer yumurta yemek" sözleri eşitliği bildiriyor. A'da herkesin payına ne kadar düştüğüne dair bilgi yok, paylar eşit olmayabilir.
|
- (I) Kendimle ve sanatımla ilgili olarak yazıp çizilenleri birleştirmek istemiyorum. (II) Kıtaplardaki şiirlerden başka hiçbir şey bırakmayı düşünüyorum arkamda. (III) Farklı yorumlara konu olmak istemem yorum. (IV) Arkamda bıraktığım kağıtlar bırakıp da insanların kafasını karıştırmanın gereksiz olduğunu inanıyorum.
|
A) I ve II.
B) I, ve III.
C) II, ve III.
D) II, ve IV.
E) III, ve IV.
|
Cevap E. Çözümü: I. cümlede yazar, kendisiyle ve sanatıyla ilgili olarak yazılıp çizilenleri birleştirmek istemediğinden bahsediyor. Bu düşüncenin nedenini III. cümlede "farklı yorumlara konu olmak istemem" IV. cümlede "insanların kafasını karıştırmanın gereksizliğine inanma" olarak açıklıyor.
|
- Aşağıdaki cümlelerin hangisinde eşitlik kavramı söz konusudur?
|
A) Elmayı ortasından ikiye bölüp yarısını ona uzattı.
B) Ne o ne bu, ikisinin ortasını bulmaya çalıştı.
C) Ortada bir masa, masasının iki yanında da sandalyeler vardı.
D) İşin ortasında bıraktı, çekip başka yere gitti.
E) Kahvenin şekeri mümkünse orta olsun.
|
Cevap A. Çözümü: Eşitlik kavramında iki eşit parça ya da aynı seviyede olma anlamları aranır. B'de "ortasını bulmaya çalıştı" sözü daha eşitliğin sağlanmadığını, C'de "sandalyelerin sayılarının belli olması eşitliğin olmamasını, D'de "işin ortası" sözünde orta sözcüğünün, mecaz anlamı olduğundan eşitliğin olmadığını, E'de yok. A'da ise "ortasından ikiye bölmek" sözü bunlarda eşitlik kavramının çok tatil olmaması istendiğini anlıyoruz. Bunlarda eşitlik yok. A'da "ortasından ikiye bölmek" sözü iki eşit parçaya ayırmak anlamındadır.
|
Gerçekleşmemiş Bir Beklentiyle Dile Getirilen Cümleler Beklenti, bir olayin, eylemin sonunda gerçekleşmesi beklenen sonuç, bireyin belli şart ve durumlarin alacağı biçimleri veya kendisinden beklenilenler konusunda ön görüşü anlamına gelir. Bu tanımlamaya bağlı olarak kimi cümlelerde bir beklentinin gerçekleşmediği yönünde bir anlam ve yargı görülür. Aşağıdaki dizelerin hangisinde "hayıflanma, üzüLme" söz konusu- sudur?
|
A) Kınalanmış gibi dağlar, dereler
Ne güzel güz, ne güzel eyli olur.
B) Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır.
Rüzgarların en ferahlatıcısi senden esiyor.
C) Yaz geçiyor, ne yazık, yine henüz
Mor dağlarda güneş doğmadan
D) Kuşlar gelecek dallara
Kuşlar konacak damların üstünden
E) Lale, sümbüller içinde hûma kuşları ötüyor.
Avcılar yolu tutmuşlar erken erken
|
Cevap C. Çözümü: Bir şey için üzülmek, yerinmek, esef etmek anlamına gelen "hayıflan- ma" kavramı ile "üzülmek" kavramı C'de "Ne yazık" sözü ile karşılı- ğını buluyor.
|
Türk edebiyatının önemli sanatçılarından Yaşar Kemal'in, düşlerine sık sık hayata tutunmaya çalışan sokak çocuklarının unutulma maya mahkumlenen hayat hikâyelerini anlattığı Neredesin Arkadaşım, büyük üstadın çocuklarla yaptığı söyleşilerden oluşmaktadır. Bu cümleden kesin olarak çıkarılabilecek yargı aşağıdakilerden hangisidir?
|
A) Neredesin Arkadaşım adlı eser, Yaşar Kemal'in sokak çocuklarıyla yaptığı röportajların bir seçkisi olarak yayımlanmıştır.
B) Yaşar Kemal'in sokak çocukları üzerine yaptığı araştırmalar okuyucara beğenildi için bir araya getirilmiştir.
C) Sokak çocuklarından edindiği izlenimlerle Yaşar Kemal, Neredesin Arkadaşım için bir arayışa girmiştir.
D) Neredesin Arkadaşım adlı eseriyle Yaşar Kemal, ilk defa sokak çocuklarının sorunlarını bir okuyucu kitaba işlemiştir.
E) Sokak çocuklarının hayat hikâyelerini konu edinen Neredesin Arkadaşım adlı okuyu kitabı üzerine Yaşar Kemal'le yapılan röportajlar bir kitap haline getirilmiştir.
|
Cevap A. Çözümü: Yaşar Kemal'in "Nerede Arkadaşım" adlı söyleşi kitabının sokak çocuklarıyla ilgili olduğu bilgisini temel alan yargının A'da kesin bir bilgiye dönüştüğünü görmekteyiz.
|
Yahya Kemal: "Şiir, düşünceyi duygu haline getirinceye kadar yoğur-maktır." der. Ozanın bu sözüyle anlatmak istediği düşünceyi içeren cümle aşağıdakilerden hangisidir?
|
A) Şirde düşüncenin payı duygudan daha fazladır.
B) Duygular, şiire etkili bir biçimde anlatılır.
C) Şiir, düşüncelerin duygularla öz şuyunda eritilemesiyle oluşur.
D) Şiir, düşüncenin, toprağını besleyip zenginleştirir.
E) Şirinin etki gücü, içeriği düşünceye bağlıdır.
|
Cevap C. Çözümü: Şiirin düşünceyi yoğurmasından bahsetmektedir. Buna en yakın ifade de C'de vardır. A ve E seçeneklerinde düşünce ön plana çıkarılmış B ve D seçeneklerinde de duygunun önemine değinilmiş.
|
(I) Kentlerin de kimliği vardır; bu kimliği oluşturan öğelerin başında da yapılar gelir. (II) Yapılar, kentlerin belirleyici özelliklerini de yansıtır. (III) Örneğin Paris, Londra, Brüksel, Moskova deyince ilk akla gelen; kuleler, köprüler, kubbeler ve gökdelenlerdir. (IV) Ya ista-bul deyince? (V) Elbette ki minarelerden kubbelere uzanarak, Kız Kulesi'nden Galata Kulesi'ne değin birçok şey sayabiliriz. (VI) Çünkü bu tip yapılar kentle özdeşleşmiştir. (VII) Bu yapılar kenti, kentin de bunlardaki ayrı düşünmek olanaksızdır. Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden hangileri aynı anlamı içermektedir?
|
A) I. ile II.
B) I. ile II.
C) II. ile III.
D) II. ile IV.
E) III. ile IV.
VI. ile VII.
III. ile V.
V. ile VI.
|
Cevap B. Çözümü: I, yargılarda kentlerin kimliğini yapıların belirlediği söyleniyor. VI, VII. cümlede yapıları kentin özdes hale geldiği ifade ediliyor.
|
Bir yönetmenimiz şöyle diyor: "Gerçek bir film, ayakkabının içine kaçan bir tasa benzemelidir." Bu cümlede, filmle ilgili belirtilmek istenen aşağıdakilerden hangisidir?
|
A) Bir durumu eleştirel yaklaşımla ele alıp olumlu ve olumsuz yönleriyle yansıtmalıdır.
B) İnsani ve toplumu tedirgin eden sorunlar üzerinde bizi düşünmeye zorlamalıdır.
C) İnsanın duygu dünyasını etkileyecek nitelikte olmalıdır.
D) İzleyenlerin, yaşamayı daha iyi tanımasına olanak sağlamalıdır.
E) Değişik yollara başvurarak izleyicilerin ilgisini kamçılamalıdır.
|
Cevap B. Çözümü: Parçada yazar, filmle ilgili olarak "ayakkabının içine kaçan taş" benzetmesini yapıyor; yani insanı tedirgin eden, rahatsızlık veren bir durumu belirtmek istiyor.
|
(I) Öykülerimdeki biçimsel ve içeriksel yenilikler salt kendi çabalarımın ürünü değildir. (II) Onları oluşturan öykü öyküyü yapan bütün konu, karakter, tip, durum, kesti, diyalog... (III) Öyküyü oluşturan bu bütün öğeler eşit ölçüde yer almayı öyküye duyurduğumu. (IV) Öykünün ağırlık merkezini yaymaya çalışarak bunlardan birinin, ötekinin önüne çıkmasını engellemek istiyorum. Yukarıdaki parçada, numaralanmış cümlelerden hangileri anlamca birbirine en yakındır?
|
A) I. ve II. B) I. ve IV. C) II. ve III. D) II. ve IV. E) IV. ve V.
|
Cevap E. Çözümü: Bu parçada yazar, öykülerini yazarken nelere dikkat ettiğini dile getirmiş. Öykülerini oluştururken IV ve V. cümlelerde dile getirdiği düşünceler birbirine paralellik gösteriyor çünkü her iki cümlede de öyküyü oluşturan öğelerin eşit şekilde olması gerektiği anlatılıyor. Bu yaklaşıma IV. cümlede "bütün öğeler eşit ölçüde girmeli öyküye" şeklinde ifade edilirken; V. cümlede "Öykünün ağırlık merkezini yaymaya çalışmak" şeklinde ifade ediliyor.
|
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin hangileri anlamca birbirine en yakındır?
|
A) I. ve II. B) II. ve III. C) II. ve IV. D) III. ve V. E) IV. ve V.
|
Cevap D. Çözümü: III. cümledeki "Kimi şairler zaman geçtikçe şiirlerinde hep aynı düşüncelere ve hayallere yer verirler." yargısı ile V. cümledeki "Bir süre sonra özgünlüklerini yitirek kalıplaşan şairler de vardır." yargısı "kendini tekrar eden, özgünlüğünü kaybeden" şairlerin ortak özelliği üzerinde durduğu için bu cümleler birbirine yakın anlamdadır.
|
(I) Konu "Kitap" oldu mu herkes bir şeyler söylüyor. (II) Bana ters gelen bir görüş ise bugünlerde oldukça yaygın. (III) O da şu: Kitap konusunda yetişkin ve çocuk ayrımı yapılmaz. (IV) Çünki iyi bir çocuk kitabı mutlaka yetişkinlere de seslenir. (V) Bu düşüncenin doğruluğuna inanmıyorum. (VI) Nedeni de şu: Çocukların severek okuyacağı nitelikli bir kitap, "çocuklara pek bir şey söylemeyebilir ya da yetişkinlerin severek okuyacağı bir kitap, çocukları hiç heyecanlandırmayabilir. Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden hangileri, "çocuklarla yetişkinlerin aynı kitaplardan hoşlanmayacağı" düşüncesine ters düşmektedir?
|
A) I. ve III. B) I. ve IV. C) I. ve VI. D) III. ve IV. ve VI. E) IV. ve VI.
|
Cevap D. Çözümü: Çocukların hoşlandığı kitaplar ile yetişkinlerin hoşlandığı kitaplar birbirinden farklıdır, düşüncesine ters düşen cümleleri bulmamız isteniyor. III. cümle ile IV. cümle, çocuk kitabı ile yetişkin kitabı ayrımı yoktur, tezini savunduğu için soruda savunulan düşünceye terstir.
|
Bir kavramı belirlemenin başka bir yolu da onun karşıtı olan kavramı belirlemektir. Aşağıdaki cümlelerden hangisi ayraç içinde verilen ifadeyle uyusmaktadır?
|
A) Tarihi bir kalenin çevresine kurulan Uçhisar, ilkbahar aylarında mis kokulu, rengârenk çiçeklerle bezenir. (Karşılaştırma)
B) Nevşehir’in yaşayan el sanatlarından bir geleneksel tezgahlardaki dokuma hali ve kilimlere benzer. (Girişim)
C) Ürgüp yakınlarında yöre halkının "Üç Güzel" adını verdiği peri bacaları, gün boyu fotoğrafçıların akınına uğruyor. (Tanım)
D) Bu yörede uzun yıllar varlığını sürdürmüş mağara evleri günümüzde güzel ve konforlu birer butik otele dönüştürülmüştür. (Nesnellik)
E) Bu topraklarda çok lezzetli ve çeşitli üzüm yetiştiğinden olsa gerek, yörenin her yerinde bağlara rastlıyoruz. (Tahmin)
|
Cevap E. Çözümü: Ayraç içinde verilen kavramlardan "tahmin" sözü ile verilen örnek cümle birbiriyle uyusmaktadır. Çünkü cümledeki "olsa gerek" ifadesi cümleye tahmin anlamı katmaktadır.
|
Birleşik ve sıralı cümlelerde birden çok yargı veya önemleme bulunur. Genellikle bu yargılar arasında ya da tek yargılı anlatımlarda değişik amaçlarla değişik anlam ilişkileri kurulabilir. Bağlaçlar, ilgeçler ya da diğer dil birimleriyle kurulan anlam ilişkilerinin başlıcaları şunlardır: Aşağıdaki yargıların hangisinde bu yola başvurulmuştur?
|
A) Elestiri, bir yapıt belirli ölçütlere göre değerlendirme, inceleme işidir.
B) Bir düşünceye saplanıp onun dışında doğru tanımayan kişilere hoşgörülü denemez.
C) Bilmsel kuşku insanlığını inanmaktan çok, nedenlerde düşünmeye götürür.
D) İlike toplumu’nın da ugar toplumu’nın da kendilerine özgü kültürleri olmadığı söylenemez.
E) Eleştirmen yaratılmış bir yapıt yorumlarıyla zenginleştiren bir sanatçıdır.
|
Cevap B. Çözümü: Cümlede bir kavramı belirlerken kullanılan bir yöntemden söz edilmiş. Buna göre "kötü" kavramının belirlenmesi, "iyi" kavramını ortaya çıkarabilir. Bu durumu en iyi açıklayan B seçeneğindeki hoşgörülü - saplantılı kavramların karşılıklı ilişkisi içinde verilmesidir. D'de ise ilkel ve ugar toplumlarının kendilerine özgü kültürlerinin olduğu söylenmiş ancak bu yargı, karşılıklık içinde verilmemiş.
|
(I) Bütün dünyada geleneksel olandan, halk hikâyesi ve destandan yararlanma yoluna gidilmiştir. (II) Müzik, resim, roman, öykü, şiir, tiyatro ve sinema gibi sanat dallarının hepsinde böyledir. (III) Ben de böyle yapmak, geleneksel olanı çağdaş üstakaya taşımak istiyorum. (IV) Bu yöntemi ülkemiz yazınında ustaca uygulayan Yasar Kemal'in izinde yürümek isteyişim özünde de işte bu yatıyor. (V) Nitekim son yapıtımda geleneksel yönümlüm açıkça görülebilir. Yukarıdaki parçada numaralanmış cümlelerin hangilerinde amaç söz konusudur?
|
A) I. ve IV. B) I. ve V. C) II. ve III. D) III. ve IV. E) IV. ve V.
|
Cevap D. Çözümü: Amaç, bir kişinin gelecekte yapmak istediği şeylerin tümüdür. Numaralanmış cümlelere baktığımızda, III. cümlede, sözü söyleyen kişinin "geleneksel olanı çağdaş öykü sanatına taşımak istemesi"; IV. cümlede "Bu yöntemi ülkemiz yazınında ustaca uygulayan Yasar Kemal'in izinde yürümek isteyişi" onun amacı olarak verilmiştir.
|
(I) O, işlediği konuları genellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminin başladığı 17. ve 18. yüzyıldan alır. (II) Oyunları o dönemin düşünüş biçimini, törelerini karikatürize ettiğinden değerlidir. (III) Güldürme öğesine bağlı kalarak bilgi bilgisiz, erdemli erdemsiz kişiler arasındaki çelişkileri yansıtır. (IV) Kurumların, dolayısıyla da toplumun hiçvine yönelir. (V) Mizah anlayışı, geleneksel mizah anlayışımızda uygulanan, yaptırımlarından halk da hoşlanır, aydınlar da. Yukarıdaki parçada numaralanmış cümlelerin hangilerinde neden - sonuç ilişkisi vardır?
|
A) I. de ve II. de B) I. de ve III. te C) II. de ve V. te D) III. de ve IV. te E) IV. te ve V. te
|
Cevap C. Çözümü: Neden - sonuç ilişkisi (neden .... çünkü ....) kalıbıyla karşımıza çıkar. Bu özelliği II. ve V. cümlelerde görüyoruz. II. cümlede "oyunlar neden değerlidir?" sorusuna çünkü ile başlayan "o dönem düşünüş biçimini, törelerini karikatürize ettiğinden" cevabını alırız. Aynı kalıbı V. cümlede yerelayım. "Bu oyunlardan halk ve aydınlar niçin hoşlanır?" Cevabı verelim: "Çünkü oyunların mizah anlayışı, geleneksel mizah anlayışımıza uyduğundan."
|
"Derse geç gelen Ahmet, otobüsü kaçırdığını söylüyor." cümlesinde de Ahmet'in derse geç gelmesi otobüse yetişememesi gerekçesiyle açıklanıyor. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "koşula bağlılık" söz konusu **değil**dir?
|
A) Konuşmak üzere kürsüye yöneldi.
B) Evden çıkmak üzere olduğunu öğrendim.
C) Kitabı geri vermek üzere aldı.
D) Güneş doğmak üzereyken yola çıktık.
E) Onu trene binmek üzereyken yakaladık.
|
Cevap C. Çözümü: Koşul cümlesi yükleme sorulan "**Hangi şartla**?" sorusuna cevap arayarak bulunur. Tüm seçeneklerde "üzer"e sözcüğü kullanılmış. Demek ki "üzer"e sözcüğünün koşul anlamı kattığı seçenek isteniyor. Bu söz Ada amaç, B, D, E'de zaman anlamı katmıştır. C'de ise "kitabı hangi şartla aldı?" diye sorduğumuzda "geri vermek üzere" cevabını alıyoruz.
|
- Okul öncesi eğitimin, çocuğun gelişiminde büyük önem taşıdığı tartışılmaz bir gerçek.
|
A) Anaokulu, yuva ve kreşlerin sayısı her geçen gün artıyor ve bunlar sürekli gelişiyor.
B) Anne - babalar çocukları için en iyiyi bulma ve yapma çabası içindedeler.
C) Çocuklar paylaşma ve sorumluluk duygularını oyunla geliştirirler.
D) Çocuğun duygusal ve zihinsel gelişiminin önemli bir kısmı okul çağında önce tamamlanmaktadır.
E) Son yıllarda anaokullarında çocuğu değişik yönleriyle geliştirmeyi amaçlayan yeni yöntemler deneniyor.
|
Cevap D. Çözümü: Çocuğun gelişiminde okul öncesi dönemin önemini ifade eden bu cümle "çocuğun gerçek D'deki "çocuğun duygusal ve zihinsel gelişimi okul öncesinde tamamlanır." yargısıyla açıklanmaktadır.
|
(I) Halk türkülerimizi, ezgi ve şiir bakımından kıvamını bulmuş sanat eserleri sayabiliriz. (II) Bunları klasik denenecek kadar sağlam okuyucularındaki pürüzler ayıklanınca söyleyenler seslendirdikleri ve eserler çıkar ortaya. (III) Ne var ki Türküler, bu eserlerin aşk diye anılan halk sanatçılarının kimilerinin sesleri söyleyen ve değerini gölgelerinden çıkarmaz. (IV) İlginç bir düşünce, bu yorum doğru anlamıyor. (V) Kimiler de türküler aşırı bir duygusallıkla söylüyor. (V) Bunlarda türkünün özüne göre değişen bir incelik, bir yorum görülmüyor. Yukarıdaki parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde yargı, bir koşula bağlanmıştır?
|
A) I.
B) II.
C) III.
D) IV.
E) V.
|
Cevap B. Çözümü: II. cümlede koşula bağlı bir yargı var. Klasik denenecek kadar sağlam eserlerin ortaya çıkma şartı olarak "pürüzlerin ayıklanması" öne sürülüyor. Yani, pürüzler ayıklanmazsa klasik denenecek kadar sağlam eserler ortaya çıkmaz, denmektedir.
|
** Öyle sanatçılar vardır ki gerek çağa ve gerekse bağlı olduğu sanat akımına inzasını atmıştır. Realizm denince aklımıza hemen Flaubert geliyor, Victor Hugo ve romantizm birlikte hatırlanıyor. Bu tür sanatçılar herkesi kendilerine benzetmişlerdir ama kendi kendilerine benzetmişler sadece. ** Bu parçada altı çizili sözle sanatçaların anlatılmak istenen özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
|
** A) Kendi alanında ün yapmak
B) Yeni bir yöntem başlatmak
C) Öncü ve özgün olmak
D) Var olan yönelimi sürdürmek
E) Yapıtları beğenilen biri olmak
**Çözüm1:**-
**Cevap1:**-
**Paragraf2:** Dakikalarca süren alkışın ardından perde kapanınca sahnenin arkasına, bu gösteriye emek ve yürek verenleri kutlamaya gittim. Hepsinin soluğu var bu olayda. Tomurcuğun çiçeğe dönüşmesinin kültürlügür şimdi.
**Soru2:** Bu parçada geçen "tomurcuğun çiçeğe dönüşmesi" sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
**Şıklar2:** A) Bir iş için çok emek harcanması
B) Çalışmaların güzel bir sonuç vermesi
C) Çekilen sıkıntıların sona ermesi
D) Ortaya çıkan ürünün sıradan olması
E) Başarının herkese paylaşılması
**Çözüm2:**-
**Cevap2:**-
**Paragraf3:** Bireyin psikolojisini toplum gerçeğinden koparıp ayıramazsınız. İnsan, yaşadığı toplumun acılarını, umutlarına kayıtsız kalamaz. Herkes, kendinden ayrı, kendi dışında fakat kendisinin bir parçası olduğu toplumun aynısı yazısı hakkında belli bir duygu taşır. Türkçedeki ... deyiminin bile toplum arasındaki ilişki pek güzel somutlaştırır.
**Soru3:** Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdaki deyimlerden hangisinin getirilmesi uygundur?
**Şıklar3:** A) etle tırnak gibi
B) içi dışı aynı
C) içtiği su ayrı gitmemek
D) canciğer kuzu sarması
E) kâmbersiz düğün olmaz
**Çözüm3:**-
**Cevap3:**-
**Paragraf4:** Halkımız, günlük konuşmalarında deyimlere geniş yer verir. Söz gelimi içten sevmek, tüm sevgisini vermek anlamında da gönlünü bağlamak; birini kendine aşık etme durumuna
**Soru4:** Bu parçada numaralanmış deyimlerden hangisinin açıklaması yanlıştır?
**Şıklar4:** A) I.
B) II.
C) III.
D) IV.
E) V.
**Çözüm4:**-
**Cevap4:**-
**Paragraf5:** Kimi yazarlar, eserlerinde insanları yatıkları yerden kaldırmayı amaç edinmişlerdir. Bana göre de böyle bir gaye içersine girmek doğrudur.
**Soru5:** Bu parçada altı çizili sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
**Şıklar5:** A) Toplumsal sorunlara ağırlık vermek
B) Toplumu bilinçlendirmeye çalışmak
C) Yerleşik zevkleri ve sanat anlayışlarını eleştirmek
D) İnsanların içinden geçenleri ortaya koymak
E) Kimsenin değinmeye cesaret edemediği şeyleri söylemek
**Çözüm5:**-
**Cevap5:**-
**Paragraf6:** Bu denemelerimizde şiirin ışıldıları var. Ama bu ışıldılar, şiir dilinden duvazyı diline kaydırdığınız zamanlar gölgede kalıyor. Şair kişiliğinin izlerini taşıyan bu dizeler, küçük açıklama lardan ve hafif bir makyaj yaptıkta sonra "şiir" adı almaya hak kazanabilir.
**Soru6:** Bu parçada geçen, "hafif bir makyaj yapmak" sözüyle asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
**Şıklar6:** A) Şirsel bir hava kazandırmak
B) Uylak ve ses tekrarlarıyla ahenk sağlamak
C) Söz sanatlarından arındırmak
D) Yazım hatalarını gidermek
E) Gerçekleri değiştirerek aktarmak
**Çözüm6:**-
**Cevap6:**-
|
Cevap **-. Çözümü: **-
|
** Dakikalarca süren alkışın ardından perde kapanınca sahnenin arkasına, bu gösteriye emek ve yürek verenleri kutlamaya gittim. Hepsinin soluğu var bu olayda. Tomurcuğun çiçeğe dönüşmesinin kültürlügür şimdi. ** Bu parçada geçen "tomurcuğun çiçeğe dönüşmesi" sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
|
Cevap **-. Çözümü: **-
|
|
** Bireyin psikolojisini toplum gerçeğinden koparıp ayıramazsınız. İnsan, yaşadığı toplumun acılarını, umutlarına kayıtsız kalamaz. Herkes, kendinden ayrı, kendi dışında fakat kendisinin bir parçası olduğu toplumun aynısı yazısı hakkında belli bir duygu taşır. Türkçedeki ... deyiminin bile toplum arasındaki ilişki pek güzel somutlaştırır. ** Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdaki deyimlerden hangisinin getirilmesi uygundur?
|
Cevap **-. Çözümü: **-
|
|
** Halkımız, günlük konuşmalarında deyimlere geniş yer verir. Söz gelimi içten sevmek, tüm sevgisini vermek anlamında da gönlünü bağlamak; birini kendine aşık etme durumuna ** Bu parçada numaralanmış deyimlerden hangisinin açıklaması yanlıştır?
|
Cevap **-. Çözümü: **-
|
|
** Kimi yazarlar, eserlerinde insanları yatıkları yerden kaldırmayı amaç edinmişlerdir. Bana göre de böyle bir gaye içersine girmek doğrudur. ** Bu parçada altı çizili sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
|
Cevap **-. Çözümü: **-
|
|
** Bu denemelerimizde şiirin ışıldıları var. Ama bu ışıldılar, şiir dilinden duvazyı diline kaydırdığınız zamanlar gölgede kalıyor. Şair kişiliğinin izlerini taşıyan bu dizeler, küçük açıklama lardan ve hafif bir makyaj yaptıkta sonra "şiir" adı almaya hak kazanabilir. ** Bu parçada geçen, "hafif bir makyaj yapmak" sözüyle asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
|
Çözümü: **-
|
|
- Aşağıdaki cümlelerden hangisinde, "kuru" sözcüğü temel anlamda kullanılmıştır?
|
A) Kadın hiçbir şey yemeyince birkaç haftada kurumuştu.
B) Kuru üzüm satışlarında İzmir önemli bir noktadadır.
C) Havadaki nemden dolayı giysiler bir türlü kurumuıyordu.
D) O, kuru güriltüye pabuc bırakmazdı.
E) Bu kuru tarlada hiçbir şey yetişmiyordu.
|
Cevap C. Çözümü: "Kuru" sözcüğünün temel anlamı "içerisinde hiç sıvı barındırmayan" olarak ifade edilebilir. Bu anlam C seçeneğinde örneklendirilmiştir. Bu sözcük A seçeneğinde "zayıflamak", B seçeneğinde de "taze olmayan", D seçeneğinde "anlamsız, bir amacı olmayan" E seçeneğinde "verimsiz" anlamında kullanılmıştır. A, B ve E seçeneklerinde yan anlamda; D seçeneğinde mecaz anlamda kullanılmıştır.
|
- Ona kırıldığımı bilmesini istedim. Bunca sene her türlü güçlüğe göğüs gerdiken sonra böyle kolayca çekip gitmesine bir anlam veremedim. Artık içime dostluk kavramına dair olumsuz düşünceler çöktü.
|
A) I ve II.
B) I ve V.
C) II ve III.
D) III ve IV.
E) IV ve V.
|
Çözümü: Parçadaki II, III, ve IV. sözcükler gerçek anlamlarında kullanılırken, "kırılmak" ve "çöktü" sözcükleri temel anlamlarından tamamen sıyrılarak sırasıyla "gönül koymak" ve "yoğunlaşmak" anlamlarında kullanılarak mecaz anlam kazanmıştır.
|
NASA'nın araştırmalarına göre, Kuzey Kutbu'ndaki buzullar eskisinden daha hızlı eriyor. Uydü verilerine göre Kuzey Kutbu'nda tüm yıl boyunca kalan daimi buzullar yüzde 14 oranında azaldı. Bu da Türkiye'nin yüz ölçümü kadar bir buzul kütlesinin eridiği anlamına geliyor. Bu durumun 2005'teki alışılmamış rüzgarlardan ve sıcaklığın yükselmesinden kaynaklandığı tahmin ediliyor. Bu parçanın anlatım biçimi, aşağıdakilerden hangisidir?
|
A) Öyküleme B) Betimleme C) Açıklama D) Tartışma E) Örnekleme
|
Cevap C). Çözümü: Bu parçada Kuzey Kutbu'ndaki buzul erimeleri ve bu durumun olası nedenleri üzerinde durulmakta ve bu konuda bilgi verilmektedir. Dolayısıyla parçada açıklayıcı anlatım biçimi kullanılmıştır.
|
Hata yapmaktan korkan, hata yapanlara olumsuz bakan insanlar vardır. Hâlbuki hata, insanoğlunun hata yapmasına son derece hoşgörüyle bakar. Yeter ki o insan bir daha hata yapmaktan korkmasın ve yaptığı hataları tekrarlamasın. Her yanlış nokta, bir yaşam düzlemi üzerinde doğru noktalarla eşleşebilsin. Yani yanlışlar, doğruları doğurabilir. Bu parçada kullanılan anlatım biçimi, aşağıdakilerden hangisidir?
|
A) Tartışma B) Açıklama C) Betimleme D) Öyküleme E) Tanık gösterme
|
Çözümü: Bu parçada hata yapmanın bir kusur mu yoksa bir insanlık durumu mu olduğu tartışılmıştır. Parçanın ilk cümlesinde hata yapmanın bir kusur olarak görüldüğü düşüncesi dile getirildikten sonra aslında hata yapmanın bir insanı durum olduğu dile getirilmiş ve bu durum kişisel varyargılarla desteklenmiştir. Bu bakımdan parçada tartışma anlatım biçimi kullanılmıştır.
|
Cevridiği yazarın kendine özgü havasını sezdirmek amacını benimsemiş yazarıvirmen, ilkin kendi, sı o havaya girmek, o cevrilen deyisine ermek, anlatımının inceliklerini tek tek sözcüklerin yüzeysel anlamlarını ardındaki özelleştirkavramak zorundadır. Söz geldi, İngilizceden Türkiye'ye bir sözlük anlamı "ask" diye verilen "love" sözcugü D. H. Lawrence'in, E. M. Foster'in, T. S. Eliot'in yaptırılarında ayrı, adı gecen yazarların kullandığı tasir. Bu ayrılık adlı boyutları ayrı çağrışım oldugü gibi duyguyu dile getiren birçök sözcükte de belli bir soyut kavramların kullanıılısında da kendini gösterebilir. "demokrasi", "din", "kültür" sözcükleri bunlar arasında sayılabilir. Bu parçada aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangisine başvurulmuştur?
|
A) Örneklem B) Tanımlama C) Karşılaştırma D) Benzetme E) Tanık gösterme
|
Cevap A. Çözümü: Paragraf6: Şu karşıki tümseğin üstünde yusuvarlak bir ağaç var. Tek ağaç. Ovanın monoton düzlüğunden kainatı seyreden bir ağaç. Bu mutlak bir ağaçtır, yalnız ovada değil, bütün Anadolu'da bu tek ağaçlara dikkat ediniz; Onlarda yalnız, kendi halinde yaşayan insanı görür gibi olursunuz. Tek ağaçlara yaklaşırsanız çapraşık kuru dallarina bağlanmış sarı, beyaz, alı, morlu her renkten solgun paçavralar görürsünuz. Bunlar serelemiş, cepkenlerin yenilerinden koparılmış, o kuru dallara bağlanmış arzuların adaklarıdır. Belki hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olan güzel arzuların adakları...
|
(I) Ressam her şeyden önce gözlem yeteneğini kullanan kişidir. (II) Hayatın gizli kalmış ayrıntılarını çoğu zaman sadece o görür. (III) Gözleri sıradan bir insanınkinden daha farklı renkleri, biçimleri ve uzamları fark eder. (IV) Firçası bir boyamacı fırçasından sadece boyutuyla farklı değildir. (V) Aynı zamanda bileklerinindeki yumuşaklı-ğın fırçayla dansı inanılmaz eserler ortaya çıkarır. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinde tanımlamaya yer verilmiştir?
|
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
|
Cevap A). Çözümü: Parçanın birinci cümlesi "Ressam kimdir?" sorusuna yanıt vermektedir. Dolayısıyla bu cümle bir tanım cümlesidir. Bu cümlede kişisel yorumlara yer verildiği için cümle öznel bir tanım cümlesidir.
|
1950 kuşağı şiirde toplumluluğu benimsemiş birçok şairden oluşan bir kuşaktır. Toplumlu, toplumun sorunlarını ve yaşam biçimlerini, eserlerinde yoğun olarak işlemişlerdir. Aynı dönemde yaşayan bireyci şairler ise toplumu bir kenara itmiş, bireyi ve bireyciliği kutsamıştır. Bireydeki değişimin toplumu da değiştirebileceğine inanmıştır. Bu parçada yazar, düşüncesini geliştirmek için aşağıdaki yollardan hangisine başvurmuştur?
|
A) Tanık gösterme B) Örnekleme C) Öyküleme D) Benzetme E) Karşılaştırma
|
Çözümü: Parçanın yazarı 1950'li yılların Türkiye'sindeki toplumu ve bireyci şiiri analizini karşılaştırmıştır. Dolayısıyla parçada kullanılan düşünceyi geliştirme yolu karşılaştırmadır.
|
Dilimizde düzeltme işareti (') olan sözcüklerde okunuşları, yazılışları ve anlamları farklı olduğu için sesteşik özelliği aranmaz. Bu açıklamaya göre aşağıdakilerden hangisinde sesteşik özelliği aranmaz?
|
A) Karadeniz'de içtiğim çayın tadını hâlâ damağımda hissediyorum.
B) Kardeşimle bahçedeki yabanı otları yolduk.
C) Eller ne derse desin, ben sana inanıyorum.
D) Bıçağı ters tuttuğu için koyunun derisini yüzemedi.
E) Çiçeklerinde anlamları varmış, beyaz gülün anlamı çok etkileyiciymiş.
|
Cevap A. Çözümü: A seçeneğinde "çay", B seçeneğinde "yol", C seçeneğinde "el", D seçeneğinde "gül", sözcüklerinde sesteşik vardır. Ancak A seçeneğindeki "hâlâ" sözcüğünde sesteşik aranmaz.
|
- "Kesmek" sözcüğü, aşağıdaki cümlelerden hangisinde "ara vermek" anlamını taşımaktadır?
|
A) Eli para görünce eski dostlarıyla ilişkisini kesti.
B) Filmi sansürlemek için kimi sahnelerini kesmişler.
C) Konuşmacı sözlerini kesti, gürültülü yapanları uyardı.
D) Çocuk, kaşağı yonarken elini kesmiş.
E) Ampulü takmak için elektriği kesti.
|
Çözümü: Bu soruda asıl sorgulanan eş anlamlı sözcüklerdir. "Kesmek" sözcüğü A seçeneğinde "sonlandırmak", B seçeneğinde "bazı bölümleri çıkarmak", C seçeneğinde "ara vermek", D seçeneğinde "yaralamak" E seçeneğinde "bir süreliğine kapatmak" anlamlarında kullanılmıştır.
|
- Aşağıdaki cümlelerde altı çizili sözlerden hangisi "ikileme" **değildir**?
|
A) Gördüklerini iki gözü iki çeşme anlattı.
B) Duyduklarını güle oynaya anlattı.
C) İçine karıştığı olayları isteksiz isteksiz anlattı.
D) Başına gelenleri enine boyuna anlattı.
E) Düşündüklerini açık seçik anlattı.
|
Cevap A. Çözümü: Sorunun B, C, D ve E seçeneklerindeki altı çizili sözler ikileme olarak kullanılmıştır. A seçeneğindeki "iki gözü iki çeşme" sözü ise deyimdir.
|
- İnsanoğlunun çaresizliğe düştüğü, yaşadığı toplumsal ortamda bir başına, yapayalnız kaldığı ve başkalarının yardımına gereksinim duyduğu anlar vardır. Böyle zamanlarda her kapı çalar. Ne var ki bütün kapılar kapanmıştır yüzüne. Tam anlamıyla bir çaresizlik içindedir. Bir öyküye, bir romana konu olabilecek böyle bir durum... deyimle somutlaştırıcı bir biçimde ne güzel anlatmıştır Türkçemiz.
|
A) ötesi çıkmaz sokak
B) havada su dövmek
C) yer demir gök bakır
D) dört duvar arasında
E) iki arada bir derede
|
Çözümü: Deyimler ve bunların anlamını bilmeyi ve bunları yorumlamayı ölçen bir sorudur. "Yer demir gök bakır" deyimi şu biçimlerde yorumlanır: "Hiçbir yerden yardım alma imkânının olmaması, hiç bir çaresinin olmaması". Görüldüğü gibi verilen parçada "yer demir gök bakır" deyiminin anlamsal yorumu sorulmaktadır.
|
- Aşağıdaki atasözlerinin hangisinde, mecazi bir söyleyiş **yoktur**?
|
A) Ayağının yorganına göre uzat.
B) Davul bile dengi dengine çalar.
C) Akacak kan damarda durmaz.
D) Meyve veren ağaç taşlanır.
E) Son pişmanlık fayda etmez.
|
Cevap E. Çözümü: E seçeneğindeki "**Son pişmanlık fayda etmez.**" atasözünde anlatılmak istenen doğrudan verilmiş, sözcüklerin hepsi gerçek anlamıyla kullanılmıştır. Dolayısıyla mecazi bir söyleyişe bu atasözünde yer verilmemiştir. Diğer seçeneklerdeki atasözleri mecaz anlamı doğrudan ya da kinayeli bir biçimde barındırmaktadır.
|
- Gelelim senin şiirlerine. Senin şiirin ne renk? Onlar şiirzimizin neresinde duruyor? Sen bu şiirleri yazarken kimlerden el aldın? Bunlar, öteki şairlerin şiirlerinden hangi yönleriyle ayrılıyor?
|
A) Senin şiirlerinin öteki şairlerin şiirlerinden farkı nedir?
B) Senin şiirlerinin edebiyatımızdaki yeri nedir?
C) Şiir alanında beğeniyi etkilediğin şairler hangileridir?
D) Şiirlerinde ne gibi yenilikler gözleniyor?
E) Başka hangi şairler senin gibi şiir yazıyor?
|
Çözümü: "El almak" deyimi "başkalarından etkilenmek" anlamında kullanılmıştır.
|
(I) Derin bir uykunun ardından gözlerimi açtığımda beliren o ilk görüntüler hayal meyal hatırlıyorum şimdi. (II) Başımın üstünde asılı duran çibiniık, yatak odasının tavanında dolaşan küçük, sevimli, pembe kertenkeleler, günün ışıkları ile parıldayan Seyhan Irmağı hızla gecip gidiyor gözümün önünden. (III) Yastıktan sonra koyduğum, giymeye kıyamadığım yeni iskarpinlerimi şefkatle okşadığımın altına çoraplarımı ayağıma aceleyle geçirip aşağıya iniyorum. (IV) Kahvaltı masasında reçeller, peynirler ve annemin kızarttığı ekmekler duruyor. (V) Bahçeye açılan kapıdan dışarı çıkıyorum, limon ve mandalina ağaçlarının yeşil serinliğini hissediyorum. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinde, özellik söz konusu değildir?
|
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
|
Çözümü: Özellik; bir anlatımda, anlatıcının kişisel duygu ve düşüncelerini öne çıkarması dolayısıyla "bana göre" ifadesinin sınırları içerisinde kalmasıdır. Parçadaki cümleler bu bakımdan değerlendirildiğinde şu sonuçlara ulaşılır: I. cümlede anlatıcı "hayali meyal hatırlıyorum" diyerek kişisel algı alanına gönderme yaptığından öznellik vardır. II. cümlede geçen "küçük, sevimli, pembe kertenkeleler" ifadesi de kişisel dolayısıyla öznel bir anlatım yaratmaktadır. III. cümlede geçen " giymeye kıyamadığım yeni iskarpinlerimi şefkatle okşadıktan sonra" sözü de anlatımı doğurmaktadır. V. cümlede geçen "limon ve mandalina ağaçlarının yeşil serinliği" sözünde "yeşil" ve "serinlik" gibi farklı duyu alanlarına ilişkin sözcüklerle oluşturulan duyu lar arası aktarma ile kişisellik yani öznellik sağlanmaktadır. Ancak IV. cümlede kişisel hiçbir söylem bulunmamaktadır. Bu nedenle IV. cümle nesnelliğin öne çıktığı bir cümledir.
|
- Aşağıdaki cümlelerin hangisinde, yargı gerekçesiyle verilmiştir?
|
A) Dünyanın neresinde olursa olsun, savaş her zaman kötüdür.
B) Konu savaştan açıldığında, bundan rant elde etmek isteyenler sıraya girer.
C) Kuzey ülkelerinin bu kadar refah içinde olması, savaştan uzak durmalarıyla ilgilidir.
D) Savaş sözcüğünü ilk duyduğumda aklıma ilk gelen çocukların gözyaşlarıdır.
E) Yaşamayanların ya da görmeyenlerin anlayacağı bir durum değildir savaş.
|
Cevap C. Çözümü: C seçeneğinde "Kuzey ülkelerinin refah içinde olması" sonucu, "savaştan uzak durmaları" ise bu sonucu yaratan nedendir. Diğer cümlelerde neden - sonuç ilişkisi bulunmamaktadır.
|
- Aşağıdaki cümlelerin hangisinde, bir amaç söz konusudur?
|
A) Bir yaptın yarına kalması, sanatçının özgünlüğüne bağlıdır.
B) Bir eserin başarılı olmasında sözcüklerin seçimi önemlidir.
C) Sanatçı kendisine dışardan bakmak için eser üretir.
D) Üslubu yetkin olmadığı için çabuk unutulmuş bir sanatçıdır.
E) Her eserde, sanatçının yaşamından ayrıntılar görmek mümkündür.
|
Çözümü: Sorunun C seçeneğinde sanatçının eser üretmekteki amacının kendisine dışardan bakmak olduğu dile getirilmiştir. Diğer cümlelerde "amaç" yargısını içeren herhangi bir ifade yoktur.
|
Belki de "güzel sanatlar" sözünden, bu sanatların yalnızca dünyayı güzelleşmiş gibi göstermeye çalıştığı anlaşılmakta. Aslında sanatçıların görevi, iletisiyle dünyanın güzelleşmesine katkıda bulunmaktır. Bu yönde hareket eden sanatçı, bu amaç ömür boyunca yarattığı iş içinde olmalıdır. Tipki, sanatı yalnızca dışı barışçıl iştememiş olan Picasso'nun yapabileceğinin de bilincinde olmalıdır. Tipki, sanatı savaş karşıtı mesajlar veren Guernica'yı da üslup denemesi gibi... Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı vardır?
|
A) Güzellik algısı niçin kişiden kişiye değişir?
B) Kullandığı dil, sanatçının, takipçisiyle ilişkisini nasıl etkiler?
C) Yeni anlatım yöntemleri kullanmak yapıtına ne kazandırır?
D) Sanatçı, yapıt oluştururken neye önem vermelidir?
E) Sanat yapıtının, gerçeği olduğu gibi yansıtmamasının sakıncası nedir?
|
Cevap D). Çözümü: Parçada anlatıcı, sanatçının görevinin ne olduğundan söz etmekte; gerçek sanatçılar yarattıkları özel üslup aracılığıyla dünyanın daha güzel yaşanabilecek bir yere dönüşmesine katkıda bulunması gerektiğini savunmaktadır. Anlatıcı bu bağlamda Picasso'yu ve savaş karşıtlığına en önemli sanatsal ürünlerinden biri olan Guernica adlı tablosunu da örnek vermektedir. Bu verilerde hareketle parçanın “sanatçı ürünleri tek sorun “Sanatçı yapıtını oluştururken neye önem vermelidir?” olduğu rahatlıkla söylenebilir.
|
Bence tarihî yapıtlar bulundukları ülkede kalmalı. İnsanlar da bu türden yapıtları görmek için oralara gitmeli, onları yerinde görmelidir. Yapıtların sahibi olan ülke; onların korunması, sergilenmesi ve gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için gerekli önlemleri almak, tarihlerini koruma kültürlerini nasıl geliştirilebilirler ki? Bundan yüz yıl öncenin, başka ülkelerdeki daha gelişmiş müzelerde tutulması gerektiği fikri belki geçerliydi ama artık kesinlikle değil. Bu parçaya göre her tarihî yapıtın, bulunduğu topraklarda kalması için neden gereklidir?
|
A) Ait olduğu uygarlığın özelliklerini yansıttığından
B) Ülke turizminin gelişmesine katkısı olduğundan
C) Toplumlarda, kendi geçmişini yaşama bilincinin oluşmasını sağladığından
D) Yapılmış öykülerin bilinmesini ve öğrenilmesini kolaylaştıracağından
E) Zaman içerisinde insanların konuya bakışı değiştiğinden
|
Çözümü: Parçada anlatıcı tarihî yapıtların kendilerini var eden topraklardan gelişmiş ülkelerdeki büyük müzelere götürülmesi gerektiği şeklindeki eski bir anlayışa karşı çıkmaktadır. Anlatıcıya göre bir tarihî eser, kendi topraklarında kalmalı ve o ulus tarafından korunmalıdır. Anlatıcı bunun gerekçesini şu cümleyle sunmaktadır: "Yoksa ülkeler, tarihlerini koruma kültürlerini nasıl geliştirebilirler ki?". Bu durumda anlatıcı, tarihî eserlerin kendi topraklarında sergilenmesinin bir tarih bilinci yarattığı düşüncesindedir. Seçenekler kişini yansıtmaları bakımından ele alındığında bunun C seçeneğinde bulunduğu görülecektir.
|
- Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
|
A) Duygular yazıya ifade edilir.
B) Herkes yazma yapar.
C) Yazı yazma yetenek ister.
D) Şiir bile duygularla yazılır.
E) Kompozisyon önemlidir.
|
Cevap B. Çözümü: Parçada yazının ve konuşmanın kompozisyon kurallarına uygun olması gerektiği vurgulanmaktadır. Parçada belirtilen yere B seçeneğindeki cümle getirilmelidir.
|
"Hayatım roman olur." diyenlerden özür dileyerek söyleyelim: "Yaşlanmış gerçekleri" öykülemek bir yazın yapıtını oluşturmaya yetmez. Yaşanmış bir olay, bir romanın, bir şiirin çıkış noktasını oluşturabilir ama bir yapıtla, "yaşlanmış gerçeklere" yer verme, yazınsal türlerin gerekli niteliklerinden değildir. Çünkü insanları sanat yapıtılarında----. Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
|
A) yaşanmış, yaşanmakta olan gerçekleri yazmanın daha kolay olduğunu düşünürler
B) anlatılanların ne kadar etkileyici olduğunun farkındadırlar
C) düşsel ögelere ağırlık verilmesinin, okurların ilgisini çekmediğini bilirler
D) kendi yaşam gerçekleriyle anlatılanların örtüşmesini isterler
E) gerçeğe benzerliği, gerçeklikten üstün tutarlar
|
Cevap E. Çözümü: Verilen parçada yazar, yaşanmış gerçeklere yer vermenin, yazınsal yapıtın içinde bir nitelik olmadığını söylüyor. Bunun bilincinde olan insanlar, sanat yapıtlarında böyle bir nitelik aramaz. Buna göre paracanın sonundaki "Çünkü insanlar sanat yapıtlarında "sözü, "gerçeğe benzerliği, gerçeklikten üstün tutarlar." ifadesiyle tamamlanabilir.
|
- Ozanlar da yazarlar da yaşantı işçisidir bir bakıma. Gerçek yaşamdan, nesnel dünyadan kazandıkları yaşantıyı yeniden üretme. Bu yeniden üretme ya da yaratma süreci içinde estetik bir tat katarlar ona; coşku ve düşünceyle beslenen bir tat yoğururlar onu. Yoğurdukları özünü, okura ulaştıracak uygun yollar, uygun biçimleri ararlar. Şiir, öykü, roman, oyun gibi türlere özgü yasaların içinde yeni konumlar kazandırırlar yaşantıya.
|
A) Yazınsal yaratının gücü, okurda düşünsel bir değişim yaratmasına bağlıdır.
B) Okur; romanda, şiirde ya da öyküde karşılaştığı yaşantı, dış dünyasında değiştirerek geliştirir.
C) Kimi sanatçılara göre yazınsal yapıtlar, okurun yaşamı algılama gücünü artırırlar.
D) Gerçekte türü ne olursa olsun, her yazınsal yaratının malzemesi yaşantıdır.
E) Şiirler, romanlar, öyküler okurun yüreğinde yeni duygular uyandırmayı amaçlar.
|
Cevap D. Çözümü: Parçada yazın türlerinin malzemesinin nesnel dünyadan kazanılan "Gerçekte türü ne olursa olsun, her paracın bazına "Gerçek dünyadan bahsedilmektedir. Yazınsal yaratının malzemesi yaşantıdır." cümlesi getirilrlise düşüncenin akışı tamamlanmış olur.
|
Yazarken veya konuşurken karşımızdakine bir şey iletmek isteriz. İster bir olay aktaralım isterse bir konudaki düşüncemizi aktaralım, bunların hepsini bir amaç için ortaya koyarız. Bu amaca, aktarmak istenilen bu mesaj "ana düşünce" denir. Ana düşünce paragrafın başında, ortasında, sonunda olabileceği gibi paragrafın geneline sindirilmiş de olabilir.
|
A) Geçmişte yaşananların canlı kalması, onların aynı ortamda anımsanmasına, paylaşılmasına bağlıdır.
B) Memleketinden yıllarca ayrı kalmış kişiler, geri geldiklerinde çevrelerine uymakta sıkıntı çekerler.
C) Koşullar değiştiğçe eski izlenimlerin yerini yenileri alır.
D) Olayların insanlar üzerinde yaratacağı etki, ortamdan ortama değişir.
E) Üzerinden zaman geçtikçe eski yaşantılar unutulur.
|
Cevap A. Çözümü: Yukarıdaki parçada, "iki kişinin yurddan uzun süre ayrı kaldıkları ve geri döndüklerinde vatanlarına yabancılık " başlıklı anlatıyor. Bu duruma sebep olan unsurun da " başka yerde yaşamanın anıları çağırtışı " ran mekanlardan uzak kalmanın belleği boşaltığı " söyleniyor. Bu eksikliğin giderilmesinin yolu olarak da "karşılıklı ilişkilerle bu anıların tazelenmesi " gösteriliyor.
|
Osmanlı coğrafyasını gezen seyyahaların edindiği izlenimler, bu coğrafya hakkında bilgiler verdiğinden açıklama niteliği taşır. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi **söylenemez**?
|
A) İkilmelere yer verilmiştir.
B) Açıklama yapılmıştır.
C) Nicel verilerden yararlanılmıştır.
D) Öznel ifadeler kullanılmıştır.
E) Örneklerden yararlanılmıştır.
|
Cevap E. Çözümü: "Öve öve" **ikilemeye** örnek olarak gösterilebilir. Osmanlı coğrafyasıyla ilgili bilgi verilmesi **açıklama** yapıldığını gösterir. "15 milyon kilometrekare, 12 eyalet" gibi ifadeler kullanıldığından **nicel verilerden** yararlanılmıştır. "şehirlerin güzelliği, kusursuz işleyen bu sistem" gibi ifadeler **öznelliğe** yer verildiğini gösterir. Parçada örnek olarak nitelendirilebilecek herhangi bir ifade bulunmamaktadır.
|
Bakmayın sahilinin dolguyla denizden yükseltilmiş olmasına; denizin içinde çıkıp içeri doğru yılan misali kıvrılan yokuşu ta Galata Kulesi'nin gölgesine kadar uzandıgı bir semt Tophane. Ana sokakları bayır, ara sokakları çıkmaz. Bu nedenledr ki adımlar hafif, ağır ağır atılır burada. Sanki semti derinlemesine hissettirmek ve geçmişi teneffüs ettirmek için yukarı doğru uzadıkça uzar yol. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
|
A) Karşılaştırma B) Benzetme C) İkileme D) Niteleme E) Mecazlı söyleyiş
|
Cevap A). Çözümü: Paragrafın giriş cümlesinde denizin içinde çıkıp içeri doğru kıvrılan yokuş bu niteliği yönünden yılan a benzetilmiştir. Sonrasında ana sokakların bayır ve ara sokakları niteleyen ifadelerdir. "Ağır ağır, hafif hafif" ifadeleri ikileme örneği olarak verilmiştir. Son cümlede ise "geçmişi teneffüs ettirmek" ifadesi imgesel yani mecazlı anlatım örneğidir. Ancak bu parçada iki kavramın belirli yönleriyle karşılaştırılması gibi bir durum bulunmamaktadır.
|
Her iki yanı ağaçlarla kaplı bir irmağın ve gitgide silinen gecenin kıyısında sessiz sedasız yürüdük. Aci bile duyulamayacak kadar soğuk, çöllerden daha ıssız bozkırda ışığın gülümseyişini bekledik. Sıralarla dolu ama her günü bayram şehirlerde yitirdık kendimizi. Serçeler gibi uzaktan izledik bu güzelliği. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
|
A) Açıklama B) Benzetme C) Kişileştirme D) Betimleme E) Karşılaştırma
|
Cevap A). Çözümü: Paragrafın giriş cümlesinde bir gözlemin sonucu verilererek irmağın olması şeklinde bir betimleme yapılmıştır. Sonrasında bozkırın çöllerden daha ıssız olduğu söylenerek karşılaştırma yapılmıştır. İnsana ait bir özellik olan aktarılara kişileştirme, serçeler gibi uzaktan izleme ifadesinde ise izleme eyleminin gerçekleştirme şekli serçeler ile ilişkilendirilerek benzetme yapılmıştır. Parçada okuyucuyu herhangi bir konuda bilgilendirme, nesnel ifadeler kullanma ve öğreticilik olmadığından açıklamaya başvurulduğu söylenemez.
|
Paragrafın başında boşluk bırakılıp anlam bütünlüğünü sağlamak için oraya getirilecek cümle sorulduğunda genellikle boşluktaki sonraki cümlede ele alınan konuyu ve düşünceyi belirleyip ona en yakın olan seçeneği işaretlemelisiniz. Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
|
A) Hiçbir yapıt boşluğa doğmaz; akan nehre sonradan eklenir
B) Hemen her anlatı çoktan kabul edilmiş doğruların üzerinde yükselir
C) Her yazar kendinden önce düşünülmemiş metinlerin ilmeğini çözer
D) Her yapıt, olay örgüsü açısından birlik olma idealine yola çıkar
E) Edebi yapıtlar, yazarının iç hesaplamalarının yansıdığı bir aynadır
|
Cevap A. Çözümü: Bu tür sorularda boşluktan sonraki cümle ile boşluğa getirilecek cümle arasında anlam ilgisi olması gerekmektedir. Yani boşluktan sonraki cümle okunup bu cümleyle anlam bakımından en bağlantılı olana bakıldığında A seçeneğinde hiçbir eserin durup dururken oluşmayacağından, zaten oluşmuş eserlere eklenecğinden bahsedilmektedir. Boşluktan sonraki cümlede de okunduğunda yapıtların kendilerinden önce oluşturulanların izlerini taşıyacağı söylenmektedir.
|
Gelişme bölümünde boşluk bırakılmışsa genellikle **boşluktan bir önceki** ve bir sonraki cümlelerde ele alınan konuyla anlamca ilgili olan seçeneği işaretlemelisiniz. Boşluktan önceki cümlede bir durumu zararlı sayma eğilimi konu edilmiştir.
|
A) Her ne kadar bilimsel bilgiyi üreten, insanın kendisi de olsa o, üreticisinden bağımsız bir niteliğe sahiptir
B) Bilimle karşı takılınan bu tavır boşuna değildir, arkasında toplum ve şartlara göre farklılaşan nedenler bulunmaktadır
C) Dikkatli bakıldığında burada birbirinden ayrı iki düşünce tarzının birleştiği ortak bir nokta görülebilmektedir
D) Bunun için gerçek bilimde sözde bilimi birbirinden ayırabilme; bilimsel yöntem ve bilginin kullanılma bağlılığıdır
E) Bilim felsefecileri bu noktada, bilimin yerini ve bilim ile insan ilişkisi içindeki işlevini doğru belirlemek zorundadır
|
Cevap B. Çözümü: Gelişme bölümünde boşluğun bırakıldığı bu tür sorularda boşluktan bir önceki ve bir sonraki cümlenin konusu, öne çıkan kavramlar (zararlı sayma eğilimi-etkener) belirlendiğinde, bilimi değersiz gören davranışın varlığında bahsedilmiş ve bu tavrın bazı nedenleri olabileceğinden söz edilmiş, boşluktan sonraki cümleye "bunların" sözüyle başlanarak anlam ilgisi kurulmuştur.
|
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin aksine göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir? Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin aksine göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
|
A) Ama spor, yalnızca izleyiciyi kendine çekmek için futbolun geriliminden ve çalınından ibaret bir etkinlik değildir
B) Sinema izleyicisinden çok futbol meraklılarının ilgisini çeken tarz filmlerin popülerleşmesi doğaldır
C) Bu filmi izleyenler sadece bir filmin değil aynı zamanda bir futbol maçının heyecanını içlerinde duyar
D) Film yorumcuları kadar spor eleştirmenlerinin de eleştirdiği film gerçekten uzak bulunmuştur
E) Spor ve sinema ilişkileri üstüne bir yazı yazmak için aslında ikisinin de iyi bir izleyicisi olmak gerekiyor
|
Cevap C. Çözümü: Paragrafın gelişme bölümünde boşluk bırakıldığında parçayı tamamlayacak cümlenin boşluktan önceki ve sonraki cümlelerle anlam olarak bağlantılı olması gerekir. Bosluktan önceki cümlede, filmde toplama kampından tutukluların kaçması için futbol maçının fırsat olarak kullanılması üzerinde durulmuştur. Sonrasındaki cümlede, buna benzer bir durumun bir tenis sahnesiyle gerçekleştirildiği ifade edilmiştir.
|
DÜNYANIN en yüksek dağı olan Everest'in zirvesi, deniz seviyesinden 8848 metre yüksektir. İki tektonik levhanın -yer kabuğu parçasının- çarpışması sonucu oluşan Everest Dağı, ______. Bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilirse "Everest Dağı'nın fiziki özelliklerinde zamanla değişiklik olduğu" sonucuna ulaşılır?
|
A) gelişen yükseklik belirleme yöntemlerine bağlı olarak yüksekliği farklı sayılarla ifade edilen bir dağdır
Şıklar1: B) birbirini itmeye devam eden bu iki levha nedeniyle her yıl yaklaşık dört milimetre kadar yükselmektedir
Şıklar1: C) çevresel koşulların değişmesine bağlı olarak yeni oluşan dağlarla birlikte dünyanın en yükseği olma noktasında ölcülen kaybedilebilir
Şıklar1: D) zirve noktasında ölçülen sıcaklık değeri, iklimsel koşullara bağlı olarak farklılık gösteren bir coğrafi yapı özelliğindedir
Şıklar1: E) üzerinde belirlenen yeni rotalarla tırmanışlar için günden güne cazip hale gelen bir yapı özelliği sergilemektedir
|
Çözümü: Bu tip sorularda yine tüm metin tamamlama sorularında olduğu gibi boş bırakılan yerin öncesi ve sonrası dikkate alınır. Sonuç cümlesi soruları parçanın bütünlü bağlamından hareketle değerlendirilir ve metni tamamlamaya yönelik bir bakış açısıyla çözülür. Soru, bu cümleyi bulmaya yönelik olduğundan asıl odaklanması gereken cümle, bu parçanın öncesindeki cümledir. Bu parçada Everest Dağı üzerinde durulması gereken cümle, bu cümlelerin bir anlamda yönelik tamamlanması istenmiştir. Everest'i oluşturan levhalara boşluktan önce değinilmiş, soru kökünde yargıda ise Everest'te görülen fiziki değişikliğin belirtilmesi istenmiştir. Seçenekler incelendiğinde A, C, D ve E'de dağın kimi özelliklerine değinildiği görülmektedir. B seçeneğinde ise parçada sözü edilen levhalara bağlı olarak dağda periyodik olarak gerçekleşen fiziki değişimden söz edilmiştir.
|
Tiyatro ve sinemada, izleyicinin bütün dikkatinin sahneye ve perdeye yönlenmesini sağlayacak bir yerleşim ve ışık düzeni vardır. Dikkatin dağılmaması için, geç gelenler salona alınmaz. Buna rağmen, en iyi koşullarda bile, bir filmin ancak %60'ının görülebildiği, %40 ayrıntının dikkatten kaçtığı saptanmıştır. Bu oranı, radyo ve televizyon yayınlarılarında daha da düştüğünü kabul edilebilir. Çünkü radyo ve televizyon, genel olarak, günlük hayatın akışı içinde takip edildiği için kişi yayınından zaman zaman kopar... Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
|
A) Yetişkinlerin düz bir konuşmayı dikkatle dinleme süresinin, genel olarak radyoda beş dakika, televizyonda on dakika olduğu saptanmıştır.
Şıklar1: B) Ancak bunda senaryonun özgün veya çeviri olmasının yanında ses ve görüntü efektlerinin de etkisi vardır
Şıklar1: C) **Radyo ve televizyon** dizilerinde bir sinema tekniği olan **geriye dönüşlerle ayrıntıların pekiştirilmesindeki** ana neden budur
Şıklar1: D) Uzun süreli bir program, oyunu veya filmi dikkatle izleme süresi ve ilgiyle ilişkilendirilebilir
Şıklar1: E) Kimi zaman çizgi filmler ve radyo oyunları gibi çocuklar için hazırlanmış programları yetişkinler de aynı ilgi ve dikkatle izleyebilir
|
Cevap C. Çözümü: Boşluk paragrafın sonunda bırakıldığından doğru seçeneği bulmak için boşluktan bir önceki cümlenin konusu ve anahtar kavramları tespit edilmelidir. Buna göre boşluktan önceki cümle de anahtar kavramlar "radyo ve televizyon, yayından kopma" olarak belirlenebilir. Bu cümlenin devamında radyo ve televizyon takibinde yaşanan bu kopmaların nasıl bir teknikle telafi edildiği üzerinde durulması mantıklı olacaktır.
|
Cümlelerin karışık olarak verildiği bunların anlamli bir bütün oluşturacak şekilde sıralanmasının istendiği bu tür sorularda ilk olarak giriş cümlesi belirlenir, sonra cümlenin son kısmında kullanılan kavramların devamı niteliğinde ifadelerle başlayan cümle eklenerek sıralama yapılır. UYARI: Giriş cümlesinde çünkü, bu yüzden, demek ki, öyleyse, fakat, bunun gibi, görüldüğü üzere, böylece, dolayısıyla, özetle, oysa... bağlantı sözcükleri bulunmaz. Yukarıda numaralanmış cümleler anlamli bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında hangi sıradan üçüncü olur?
|
A) I B) II C) III D) IV E) V
|
Cevap D. Çözümü: Bu tip sorularda öncelikle giriş cümlesi tespit edilmelidir. Ardından cümleler arası anlam bağı ve bağlama unsurları dikkate alınarak sıralama yapılmalıdır. Cümleler, içerdikleri anlam ve başlangıç ifadeleri dikkate alınarak okunduğunda giriş cümlesi en bilgin insanın söz edildiği D seçeneğindeki yargı olduğu görülecektir. Metinde uzay yolculuğu yapan bir bilim insanının söz edilmiştir. Bu kişinin kim olduğunu belirten cümle olan V. cümle giriş cümlesi olur.
|
Evet, İzmit ve Bursa gibi büyük sanayi şehirlerini ve körfezdeki dev fabrikaları hatırlatan bir görüntü bu. Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında hangisi baştan üçüncü olur?
|
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
|
Cevap B). Çözümü: Bu tür sorularda öncelikle giriş cümlesi tespit edilmelidir. Giriş cümlesinde bağlayıcı unsur kullanılmayacağı bilgisi dikkate alındığında I. cümlede "evet" sözcüğü kullanıldığından, II. cümlede daha önce bir şehirden bahsedildiği izlenimi olduğu, IV. cümlede "bu devasa fabrikai" ifadesi kullanıldığından, V. cümlede "yalnız" sözcüğü bağlaç olarak kullanıldığından bu cümleler giriş cümlesi olamaz. III. cümle giriş cümlesi olarak alındığında anlam bütünlüğü bakımından bu cümleyi sırasıyla V, I, II ve IV. cümleler takip etmelidir.
|
(I) Batı etkisindeki çağdaş Türk şiiri eskiyi yok sayarak, eskiden gelen her şeyi silip atarak gelişmedi. (II) Kısa sürese de eskiyle karşı zorlu çıkışların yapıldığı, geçmişin küçümsenmediği dönemler olmadı değil. (III) Ama çağdaş şiirimiz, edebiyatımızın çok daha eski dönemlerinin güzel örneklerinden güçlü ustalarından zaman zaman etkileniyor. (IV) Sanatçılar, divan edebiyatı ve halk edebiyatının kimi unsurlarını eserlerine bazen örtülü olarak bazen de açıkça taşıdı. (V) Hatta bunların arasında çağdaşlıklarından hiçbir şey yitirmeden divan şiiri tarzında yazmayı deneyenler de oldu. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra "Eski şiire özlüslübn çağdaş şiirde kullanılıp kullanılamayacağı konusunda tartışmalara girdi." cümlesi getirilebilir?
|
A) I B) II C) III D) IV E) V
|
Çözümü: Bu tür sorularda parçaya yerleştirilecek cümlenin kendisinden önceki cümleyle konu bakımından uygunluğuna bakmak gerekir. Soru kökünde kullanılan cümlede eski şiire özlüslübn çağdaş şiirde kullanılıp kullanılamayacağı tartışmasından bahsedilmiştir. Eski şiir olarak divan ve halk edebiyatları düşünülüğünde bu cümlenin IV. cümleden sonra getirilmesi uygun olacaktır. Sonrasındaki cümlede de tartışmaların bir kısmının divan şiiri tarzında yazmayı denemesi olması bu cümleyle örtüşmektedir.
|
(I) Dinlemeyle ilgili bütün incelemeler, **dinleyicinin, mesajın içeriğine odaklanmasının önemine** işaret eder. (II) **Çoğu zaman konuşmacıyı dinlemez yalnızca dinlenmiş gibi görünürler.** (III) Buna karşılık iyi dinleyiciler söylenen her şeyde ilginç ve faydalanılacak bir şey bulmaya çalışırlar. (IV) Burada benim ihtiyacım olan hangi bilgiler var? (V) Söylediklerinde yeni bir var mı? (VI) Bu tür sorular bizim ana yoldan ayrılmamamızı sağlar. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin **hangisinden sonra**, "**Fakat kimi dinleyiciler bir konuşmacının mesajını aktarmasına nadiren fırsat verirler.**" cümlesi getirilmelidir?
|
A) I B) II C) III D) IV E) V
|
Cevap A. Çözümü: Bu tür sorularda cümlelerin anlam ve içerik olarak birbiriyle bağlantısına bakılmalıdır. I. cümlede dinleyicinin mesaja odaklanmasından bahsedilmektedir. II. cümlede dinleyicilerin konuşmacıyı dinlemiş gibi göründüğüne vurgu yapılmaktadır ancak nedeni belirtilmemektedir. Soru kökünde verilen cümlede, I. cümledeki mesajın iletilmesine izin verilmediğinden bahsedilmektedir. Bu nedenle bu cümle I. cümleden sonra getirilmelidir.
|
(I) Yirminci yüzyıl, dünya kaynaklarını paylaşmak için çıkmış savaşlarla ve bu savaşların birbirinden uzaklaştırdığı toplumlara tarihteki yerini alıyor. (II) Yirmi birinci yüzyılda gelişen sanat ve iletişim olanakları sayesinde artık dilleri, giysileri, dünya görüşleri farklı yen ortamlarda karşılaşıyor. (III) Bu imkânlar, insanlara farklı mekanlarda sanat aracılığıyla “öteki”ni tanıma fırsatı sunuyor. (IV) Yönetmen Isabel Coixet, bu buluşma ortamlarını ve farklı kökenden gelen insanların bir aradalığını sinema diliyle anlatıyor. (V) Böylelikle insanlar arasındaki mekansal ve düşünsel ayrım, sinema aracılığıyla bulanık hâle gelmiş oluyor.
|
A) I
B) II
C) III
D) IV
E) V
|
Cevap A). Çözümü: Bu tip sorularda anlam bakımından parçada işlenen konu ile ilgili olmayan cümleyi doğru belirlemek gerekir. Bu parça cümleler arası anlam bağı dikkate alınarak incelendiğinde I numaralı cümlede, yirmi birinci yüzyılda toplumlar arası yine bu yüzyıla ait bir tespiten söz ediliyor ancak bu tespit I cümlede anlatılandan çok farklı bir noktada. Bu cümlede sanat ve iletişim farklı insanların bir araya gelmesinden bahsediliyor. III. cümlede ise imkânları sayesinde insanları birbirini tanıma imkânı bulduğu ifade ediliyor. IV. ve iletişim daha önceki iki cümlede açıklanan durumun sinema aracılığıyla dile getirilişine değiniliyor. V. cümlede ise insanlar arasındaki ayrılığın sinema yoluyla gerçekliğini yitirmesi üzerine duruluyor.
|
(I) Uygar kayıtsızlık, kişinin diğerleriyle göz göze gelmekten kaçınması veya onu hiç fark etmemiş gibi davranmasıdır. (II) Kişi; bakmadığı, işitmediği ve hepsinden önce çevredekilerin yaptıklarından ilgilenmediği havasını verecek bir tavır takınır. (III) Gözlemle bakışların karşılaşması ise iletişim kurmaya davettir, insanların gözünde kendini alıkolamayan ilkindan feragat etmeyi gerektirir. (IV) Çoğu zaman kalabalık olan sokaklarda sırf bir yerden başka bir yere gitmek bile her şeye dikkatle bakmayı, gözlemlemeyi gerektirir. (V) Bu nedenle göz teması kurulan insanların rahatsız ve tedirgin etmeden gözlemlemek gerekir, uygar kayıtsızlığın öz'ü de budur. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
|
A) I B) II C) III D) IV E) V
|
Cevap D) IV. Çözümü: Bu tür sorularda parçada işlenen konuyla anlam bakımından ilgili olmayan cümleyi belirlemek gerekir. I. cümlede uygar kayıtsızlık, kişilerin birbiriyle göz göze gelmekten kaçınması olarak tanımlanmıştır.
|
(I) Her toplumda **kuşaklar arasında yinelemeler** ve bunun karşısındaki değişimlerden oluşan bir karşılıklı örülür. (II) **Eski ile bugünküler kavgası** şu veya bu biçimde, açıkça ya da sessizce tekrarlanır. (III) Ne kadar tarihsel çağ varsa o kadar modern dönem olduğu söylenir. (IV) Yine de birkaç disiplinden toplum bir gerçekte kendini modern olarak adlandırmamıştır. (V) Modernlik yalnızca zamanın hiçbir geçişim sonucunda kendini modern olarak adlandırmak, modern çok çabuk yitirmye razı olmak demektir. (VI) Her şeyin izini silip yok eden kaçınılmaz kültürel erozyonlar, bugün modern toplum dediğimiz bizlerin adını da bir gün yok edecektir. Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
|
A) II B) III C) IV D) V E) VI
|
Cevap B). Çözümü: Bu tür sorularda yapılması gereken, konunun değiştiği cümleyi tespit etmektir. İkiye bölme soruları, birbirini takip eden cümleler iyi anlaşılaraç çözülür. Ancak çoğu kez aynı konudan bahsedildiyormuş algısı olusa da metin içinde ikiye bölünmesi gereken cümle, farklı bir içeriğe burunur. Parçaya baktığımızda I ve II. cümlelerde kuşaklar arası çatışma ve devamında gelen nu görmekteyiz. Dolayısıyla bu iki cümle aynı içeriğe yöneliktir. III. cümle cümlelere bakıldığında ise anlam ve düşüncenin yönünün değiştiği anlaşılmaktadır. III. cümle de modernlik kavramı üzerinden durumlus, modernlik olgusuna bakış açısı sunulmuştur. Yani III. cümle, farklı bir konuya geçişin başladığı cümledir.
|
PARAGRAFTA KONUYU VE BAŞLIĞI BELİRLEME Bu parçada göre müzikal ürünü, müzik eserinden ayıran temel unsur aşağıdakilerden hangisidir?
|
A) Tüketici kitlesinin niteliği ve niteliği
B) Sanatçısının yetkinliği ve tanınırlığı
C) Üretildiği toplumun müziğe bakışı
D) İcra edildiği ortamların fiziksel özellikleri
E) Üretiminde rol oynayan piyasa ilişkileri
|
Cevap A). Çözümü: Bu parçada Mozart'ın müzik kariyeri ve bu kariyerin hangi ortamda oluştuğu, mevcut ortamın sanata bakışının hangi paralel de olduğu üzerinde durulmuştur. Yazar, Mozart'ın müzik kariyerinin olduğu dönemin, müzik eserleri üretmektin belirli bir toplulukal zıyade herkes için uygun olduğunu vurgulamıştır. Yani sanatçı ürünleri belirli zıyade müzikal eserler üretmeye yarattımak durumunda kalmıştır. Tabi oluşan bu durumda, babasının yönlendirmesi de büyük etkiye sahiptir. Babasına göre Mozart eserlerini müzik anlayan anlayamayan herkese yönelik oluşturmalıdır çünkü müzik alanında önemli olanın üretimeden zıyade tüketicilerin niteliğinden çok niteliği önem arz etmektedir.
|
Diderot, güzellik hakkında yazarken "İnsanlar arasında en çok konuşulan şeyler, çoğu zaman en az bilinenlerdir." der. Yaşanan tecrübeler Diderot'yu haklı çıkarmaktadır. Çünkü hayatın her alanında güzel kavramını kullanmamıza rağmen bir durup bizzat "güzel" üzerine derinlemesine düşündüğümüzü afallarız. Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerin hangisidir?
|
A) Bir kavramı çok dillendirdiğimizde onu daha anlaşılır bir hale getirdiğimizi fark ederiz.
B) Sık karşılaştığımız gündelik durumlar hakkında başkalarıyla konuşmaktan kaçınırız.
C) Somut kavramları zihinde soyut kavramlarla açıklamaya çalışırken zorlanırız.
D) Gündelik hayatta sıkça kullandığımız kavramları tanımlamaya çalıştığımızda bocalarız.
E) Kendimizi ifade ederken genellikle başvurduğunuz kavramların zamanla silkleştiğini düşünürüz.
|
Cevap D. Çözümü: "Asıl anlatılmak istenen düşünce nedir?" tarzında soru kökü kullanıldığında yazarın iletmek istediği düşünceye yani ana düşünceye ulaşılması beklenir. Ana düşüncenin genellikle sonuç bölümünde olduğu düşünülüyüğünde "hayatın her alanında kullanılan güzel kavramının derinlemesine açıklamakta zorluk çekildiği" düşüncesi D seçeneğindeki "gündelik hayatta sıkça kullanılan kavramların tanımlanmasında bocalama yaşanması!" ile aynı konuyu işlemektedir.
|
Çırak Foma, ustası Rubev'e, "Ben maviyi herkesten daha iyi görüyorum." der. Bunun üzerine Rubev de "Sana artık bir şey öğretemem çünkü sen her şeyi bildiğini sanıyorsun." diye karşılık verir. Aşağıdakilerden hangisi bu parçada anlatılmak istenen düşünceyle örtüşmektedir?
|
A) Mutlak başarı, ustaları aşmakla mümkün olur.
B) Becerisini kutsayan kişi kendini bilgiye kaptırmıştır.
C) Kendine güvenen çırağın ustaya ihtiyacı yoktur.
D) Bilgisinden emin olmak, ustalara özgü bir erdemdir.
E) Çırak, hatasını ustasının hoşgörüsü sayesinde görür.
|
Cevap B). Çözümü: Asıl anlatılmak istenen düşünce sorularında yani ana düşünce sorularında ya ulaşmak gerekir. Ana düşüncenin genellikle sonuç bölümünde "Sana artık bir şey öğretemem çünkü sen her şeyi bildiğini sanıyorsun." cümlesiyle anlam olarak en yakın olan seçenek bulunmalıdır. Bu cümlede her şeyi bildiğini bir şey öğretmenin imkansızlığından bahsedilmiştir. Dolayısıyla buradan "becerisini kutsayan kişinin bilgiye kapalı olduğu" sonucuna ulaşılır.
|
Günümüzde, hizmet sektöründen iş dünyasına, çocuk yetiştirmeden sanat üretimine kadar her alanda tatminine, sorunsuz biçiminde varabilme yollarının arayışı içindeyiz. Everest'e tırmananlar, maraton koşanlar, yoğun ve disiplinli bir çalışmanın sonunda alanlarında ustalasanlar ise yolun sonunda hissettikleri mutluluk kadar, yol boyunca yaşadıkları belirsizliklerden ve aştıkları engellerden de coşkuyla söz ederler. Belki de ilk bakışta çelişkili gibi görünen bu durum, çoğu zaman gayet iyi giden bir işte veya ilişkide, farkında olmadan pürüzler yaratmamızı açıklayabilir. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
|
A) Sonucu değerli kılan, süreç içindeki öngörülmeyen güçlüklerin üstesinden gelmektir.
B) İsteklere kolayca ve fazla emek harcamadan ulaşmak, mutluluğun ön koşuludur.
C) Bilinç dışı dürtüler, ortadan sebep yokken sorun çıkarmak, başarıyı tetikler.
D) Sonuç kadar sürece odaklanarak engelleri aşmak da doyuma ulaşmada önemlidir.
E) Çeşitli düzeylerde güçlüklerle mücadele etmek, sorun çözme gücünü artırır.
|
Cevap D). Çözümü: Ana düşünce sorularında parçadan çıkarılabilecek en kapsamlı yargıya ulaşmak gerekir. Bu tür sorularda ana düşünce genellikle sonuç bölümünde yer alır. Son iki cümle okunduğunda elde edilen bir başarı kadar bu başarıya ulaşırken yaşanan zorlukların kişilere coşku verdiğini den, iyi giden bir durumda pürüzler oluşturmanın bununla açıklanabileceğinden bahsediliyor. Sonuçtan ziyade engellere dikkat çekilmektedir.
|
Televizyona düşkün çocuklarda sosyal beceriler zayıflamaya ve içe dönük bir kişilik gelişmeye başlar. (I) Ailesiyle, arkadaşlarıyla ve diğer insanlarla sosyal ilişki kurmada isteksiz davranırlar. (II) Televizyon izleyen bir çocuk, kendisi bir şey üretmekte, sadece başkaları tarafından üretilen şeyleri izle- mekte veya oynatmaktadır. (III) Zihinsel ve duygusal gelişimi de normal değildir. (IV) Olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kurmaz, bilgiyi yorumlayamaz- lar. (V) Bu parçada numaralanmış yerlerin hangisine "Hazırı kullanmaya alışmış bu çocuklarda el becerileri ve motor hareketler gelişmez, büyüklerin yardımı olmadan kendi başlarına bir iş beceremezler." cümlesi getirilebilir?
|
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
|
Çözümü: Bu parçada, televizyon izleme alışkanlığının çocukların sosyalleşmesini ve motor becerilerini olumsuz etkilediği anlatılmıştır. Metinde geçen "hazırı kullanmaya alışmış" ifadesi de bu olumsuzluğun bir sonucunu ifade etmektedir. Metnin bu bölümüne uyum sağlayan cümle ise V. cümlesidir.
|
Yazi insanlarının duygu, düşünce ve hayallerinin, belli bir ahenk içinde yazılı ya da sözlü olarak etkili bir biçimde yansıtılmasıdır. Pek çok insan yazı yazar. Ama kompozisyon kurallarına uygun yazı yazan pek azdır. --- Ama kompozisyon kurallarına uygun konuşmada düzenleme azdır. İnsan, yazı yazma ve konuşmada yapılan pek yapabilir. İnsan, yazıda ve konuşmada yazarken kendi düşüncesini başarılı olmayı da yakalar. Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
|
A) Duygular yazıyla ifade edilir.
B) Herkes konuşma yapar.
C) Yazı yazma yetenek ister.
D) Şiir bile duygularla yazılır.
E) Kompozisyon önemlidir.
|
Cevap B. Çözümü: Parçada yazının ve konuşmanın kompozisyon kurallarına uygun olması gerektiği vurgulanmaktadır. Parçada belirtilen yere B seçeneğindeki cümle getirilmelidir.
|
"Hayatım roman olur." diyenlerden özür dileyerek söyleyelim: "Yaşamını gerçeği" öykülemek bir yazının yapıt oluşturmaya yetmez. Yaşlanmış bir olay, bir romanın, bir şiirin çıkış noktasını oluşturabilir ama bir yapıtla, "yaşamını gerçekleri" yer verme, yazmsal türlerin gerekli niteliklerinden değildir. Çünkü insanları sanat yapıtlarında--- Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
|
A) yaşanmış, yaşanmakta olan gerçekleri yazmanın daha kolay olduğunu düşünürler
B) anlatılanların ne kadar etkileyici olduğunun farkındadırlar
C) düşünsel ögelere ağırlık verilmesinin, okurların ilgisini çekmediğini bilirler
D) kendi yaşam gerçekleriyle anlatılanların örtüşmesini isterler
E) gerçeğe benzerliği, gerçeklikten üstün tutarlar
|
Cevap E. Çözümü: Verilen parçada yazar; yaşamını gerçeklere yer vermenin, yazının bunun için gerçek bir nitelik olmadığını söylüyor. Bunu bilincinde olan insanlar, sanat yapıtlarında böyle bir nitelik ararlar. Buna göre paracanın sonundaki "Çünkü insanlar sanat yapıtlarında sözü, "gerçeğe benzerliği, gerçeklikten üstün tutarlar." ifadesiyle tamamlanabilir.
|
Varlıkların değişik yönleri anlatıldığından betimlemelerde sıfatlar çokça kullanılır. Kişinin iç dünyasını anlatan betimlemelere tahlil (ruhsal portre) denir. Kişinin dış görünüşünü anlatan betimlemelere fiziksel (şimgesel) portre denir. Roman, hikaye, tiyatro, gezi yazısı, şiir gibi türlerde kullanılır. Kelitmenin yan ve mecaz anlamına yer verilebilir. İzlenim kazandırmak amacıyla yazılır. Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulur. Ayrıntılar subjektif veya objektif olarak verilebilir. Amaç sanat yapmaktır. Bu parçanın anlatımında, aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?
|
A) Betimleme - öyküleme
B) Öyküleme - örnek verme
C) Betimleme - açıklama
D) Açıklama - öyküleme
E) Açıklama - örnek verme
|
Cevap A. Çözümü: Verilen parçada varlıkların ayırıcı yönleri vererek betimlemeye ve öyküleme yer verilmiştir.
|
Şehrin, ayakta kalmayı başarmış eski taş binaların bulunduğu semti bitpazarı diye anılmaya başlamış, o güzelim evlerin birçoğu tavuklara kümes olmuştu. Selçuklu kumbetlerinin, tarihî açık hava tuvaletlerine dönüşmesine; tarihi kale surlarının, villalara dikilen iğrenç beton binalarla gölgelenmesine, önlerine mey- dan okuyan, pastizma reklamlarıyla kapataneden uyudruk sucuğu o gıztırma süsl melerininin tenekekesi- na ses çıkarmayan bir zihniyet bir ucu dağın feryadı- na mı kulak verecekti. Kumlar kelebekliye dağın eteği cepecepe kirletmeye devam edildi. Bu parçanın anlatımında, aşağıdakilerin hangisi-nden yararlanılmıştır?
|
A) Betimleme B) Öyküleme C) Açıklama D) Tanımlama E) Örnek verme
|
Cevap A. Çözümü: Verilen parçada varlıkların ayrıntıcı yönleri verilmiş, betimlemeden yararlanılmıştır.
|
Sandalın kaptanı evin merdiveninden aşağı indi, ev sahibinin selamladı, yukarı çıktılar. Birinci katta onun- la birlikte ince yapılı, süslü localarla çevrili avlu dolası. Oğlanlar saygı işaretini anlamına gelen bir uzaklık bırakarak arkalarından gelen kaptanı ve ev sahibinin arkasına tarafındaki serin ve büyük bir odaya girdiler; siyah bir kaya duvarı göze çarpıyordu. Sedye ve sedyenin bağ tarafına bir büyük mum dikmek ve sedyenin üstüne kırmızı bir örtüyü duvarlara önceden var olan gölgeler ördü ve duvar- lardakı oynaşık. Sedyede uyuyan kaptan kaldırılarak içine saçı sakalı yabansı biçimde birbirine karışmış, teni güneşte yanmış, avcıya benzeyen bir adam yatıyordu. Hareketsiz yatıyordu, görüldüğü kadarı ile soluk almiyordu, gözleri kapalydı, gene de onun bir ölü olabileceğini yalnızca çevresi sezdirıyordu. Adam sedyeye yaklastı, elini orada yatanın alnına koydu, sonra diz çöküp dua etti. Kayıkçı odav ter etmeleri için taşıyıcılarla işaret verdi, çıktılar, dışanda toplanmış olan çocuk- ları dağıttılar ve kapıya kapadılar. Ancak bu kadar sessizlik adama hayli yeteri görünmüyordu, kayıkçya baktı, kayıkçı anlamlı ve yan kapıdan bitişik odaya geçti, Sedyedeki adam derhâl gözlerini açtı, yüzünü adama çevirdi. Bu parçanın anlatımında, aşağıdakilerden hangisi-ne başvurulmuştur?
|
A) Öyküleme B) Açıklama C) Karşılaştırma D) Tanımlama E) Karşılaştırma
|
Cevap A. Çözümü: Bu parçanın anlatımında olayların oluş sırasıyla verilmesi söz konusudur.
|
Dil, insanların düşüncülerini, duygularını bildirmek için kullandıkları, sözcükler ve işaretlerden oluşan bir anlaşma aracıdır. Ancak herhangi bir araç değildir. Bir ulusun kimliğini belirleyen, duygu ve düşünce dünyasını besleyen en önemli etkendir. Aynı zamanda kırlereise toplumsal varlığımız da kirelenir, işte bu gerçeklerden yola çıkarak bütün ülkede ana dili bilincinde duyarlılığı besleyip geliştirme çabası içinde olmalıyız. Çünkü bir dili yazlaştırmaktan kurtaracak güç, yasalar ve yasaklamalar değil; o dili konuşan toplumuun dili bilincinde duyarlılığıdır. Bu parçanın anlatımında, aşağıdakilerin hangisinde yararlanılmıştır?
|
A) Tanımlamamdan
B) Örneklendirmeden
C) Karşılaştırmadan
D) Tanık göstermeden
E) Sayısal verilerden
|
Cevap A. Çözümü: Parçanın anlatımında "Dil nedir?" sorusunu sorulmumuza cevap alabiliyoruz. Dilin tanımı yapılarak tanımlamalara yer verilmiştir.
|
Kendi çağımızın ödevini, sorumluluğunu taşıyıp "güzel yarınlar" için uğraş verdiğimiz sürece, doğa da insan doğamız da temiz ve mutlu bir dünyada yaşayacak. Bilinçli gelecek kuşaklar da hem kendi çağına, hem de yarınlara yönelik, atalarından kalan mirası, bir bayrak yarışı sorumluluğu içinde lerinden sonraki kuşakça vermenin huzuru kendinde olacakladır. Gorkı, "Kuşlar nasıl uçmak için yaratılmışsa insanlar da mutlu olmak için yaratılmışlardır." der. Düş kurmak bir yana, akıl eğitim - öğretim sürecini işlevselleştirirsek ne açlık ne yoksulluk ne de savaşlar kalır. Bu parçanın anlatımında, aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?
|
A) Öyküleme
B) Tanık gösterme
C) Betimleme
D) Açıklama
E) Örneklendirme
|
Cevap B. Çözümü: Parçanın anlatımında mutlu bir dünyada yaşamak ve mutlu olmak düşüncesi üzerinden durulmuştur. Bu tezin ispatlanması için Gorkı'den bir cümle alınt yapılarak tanık göstermeye başvurulmuştur.
|
Hayvanların koşullanmaya ve deneme yanılma etilgine dayanan öğrenmeleri yanında, insan öğrenmesinin ayrı bir niteliği vardır. İnsanın her öğrenmiş aşaması bedence belirli bir olgunlaşmayı gerektirir. Söz gelimi; konuşmayı öğrenmek yalnız ses çıkarmak değildir. Bu parçanın anlatımında, aşağıdakilerden hangisi söz konusudur?
|
A) Tanımlama B) Tartışma C) Öyküleme D) Betimleme E) Karşılaştırma
|
Cevap E. Çözümü: Verilen parçanın anlatımında insan öğrenmesi ve hayvan öğrenmesi karşılaştırılmıştır.
|
İnternet medyasının bir parçasıdır ancak çok seçenek ğe sahip olması açısından medyadan daha üstündür. İnternette geri besleme açısından muthis bir olanak mevcut. Çok seçenek olduğun için insaniar geleneksel medyaya gibi tutamazsınız. Bir gazeteyi al demek bile bir sizi demek arasında çok büyük fark vardır. İnsaf medyaya kıyasla internete sürekli yeni şeyler keşfediyor. Bu parçanın anlatımında, aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
|
A) Betimleme B) Karşılaştırma C) Öyküleme D) Tanımlama E) Örneklendirme
|
Cevap B. Çözümü: Verilen parçanın anlatımında internetin geleneksel medyayla karşılaştırılması söz konusudur.
|
Ana düşünce paragrafa üzerinde durulan konu ya bağlı olarak yazının asıl anlatmak istediği düşüncedir. Kesin bir yargı niteliği taşır, genellikle tek cümleden oluşur. Romanda, uzun süre yurundan ayrı kalmış iki kişinin geri dönüşü anlatılır. İkisi de döndüklerinde vatanlarına yabancılaşmıştır. Çocukluklarına, gençliklerine ait anılar, zaman içinde belleklerinde korunmadığı için yok olmuştur. Tekrar kavuşulan resimler, günlükler, evler, sokaklar da anlamlarını çoktan yitirmiştir. Çıngıraklı mekana bir yerde uzakta sürerken geçmişi çağrıştıran belleklerden uzaktan bellek beslenmesi, dolayısıyla anıları tazelenmesi canlı tutan, karşılıklı ilişkiler bu boşluğu azaltır. Belleği canlı tutan, karşılıklı ilişkiler bu boşluğu azaltır. Belleği canlı tutan, karşılıklı ilişkiler bu boşluğu azaltır.
|
A) Geçmişte yaşananların canlı kalması, onların aynı ortamda anımsanmasına, paylaşımasına bağlıdır.
B) Memleketinden yıllarca ayrı kalmış kişiler, geri geldiklerinde çevrelerine uymakta sıkıntı çekerler.
C) Koşullar değiştiğinde eski izlenimlerin yerini yenileri alır.
D) Olayların insanlar üzerinde yaratacağı etki, ortamdan ortama değişir.
E) Üzerinden zaman geçtikçe eski yaşantılar unutulur.
|
Çözümü: Yukarıdaki parçada, "iki kişinin yurundan uzun süre ayrı kaldıkları ve geri döndüklerinde vatanlarına yabancılaştıkları" anlatılıyor. Bu duruma sebep olan unsurun da "başka yerde yaşarken anıları çağrıştıran mekanlardan uzak kalmanın belleği boşalttığı" söyleniyor. Bu eksikliğin giderilmesinin yolu olarak da "karşılıklı ilişkilerle bu anıların tazelenmesi" gösteriliyor.
|
"İlk basrol teklifi de geldi Ertem Etilmez'den." cümlesi, yüklem sonda olmadığı için devrik cümledir. "Değirmen, Muhsin Bey, Selamsiz Bandosu ve Eşkıya kadar..." cümlesinde yüklem olmadığı için bu cümle eksiltili cümledir. "Arada ek is ol sun diye sinemal figuran rollerine çık tım." anlatımında amaç - sonuç ilişkisi vardır. Anlatıcı, yap k ol sun sırasında göre anlattığı için parçada öyküleyici anlatım kullanılmıştır. Parçada benzetmeye yer verilmemiştir. Parçada, anlatım biçimi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
|
A) Parçada anlatım sade ve düz bir anlatım biçiminde gerçekleştirilmiştir.
B) Anlatıcı anlattığı olaylar arasında zaman ve yer ilişkisi kurmadan anlatmaktadır.
C) Parçadaki anlatım kişisel bir anlatımdır.
D) Parçanın anlatımında bir konu ve ana fikir etrafında toplanmıştır.
E) Parçadaki anlatım biçiminde devrik ve eksiltili cümleler kullanılmıştır.
|
Cevap B). Çözümü: Parçada anlatım biçimi sade ve düz bir anlatım biçiminde gerçekleştirilmiştir. Anlatıcı, anlattığı olaylar arasında zaman ve yer ilişkisi kurmaktadır. Parçada kullanılan cümleler devrik ve eksiltili cümlelerdir. Parçanın anlatımında bir konu ve ana fikir etrafında toplanmıştır. Bu nedenle, B şıkkı söylenemez.
|
"Bir insanın düşünceleri, başkalarına güç deneckadar yanlış, saçma gelebilir." cümlesinde öznel anlatım söz konusudur. "Alay etmek, l n n suz yal a ya a k sok öz bekle de y dir. G um sterme yalnız d ğ ön o laya alınıyor." cümlesinde genelleme ya ğıl d ğ unce alay sanılan düşünceler değil, her karşıt pilmiştir. Parçada bilgi verme amacı güdül d ğ anlatıcı açıklayıcı anlatıma başvurulmuştur. Parçanın anlatımda kanıt gösteren yargı yoktur. Parçada anlatıcının hangi amaçla anlatım yaptığı belirtilmiştir?
|
A) Yazar, anlattığı olayların gerçekliğine dikkat çekmek amacıyla anlatım yapmıştır.
B) Yazar, bir sorunu ortaya koy k anlatım yapmıştır.
C) Yazar, anlattığı konuya ilişkin bilg sağlamak amacıyla anlatım yapmıştır.
D) Yazar, anlattığı konuyu detaylı bir şekilde açıklamak amacıyla anlatım yapmıştır.
E) Yazar, anlattığı konuya ilişkin kendi görüş ve düşüncelerini açıklamak amacıyla anlatım yapmıştır.
|
Cevap E). Çözümü: Parçada anlatıcının kendi düşüncelerini açıklamak amacıyla anlatım yaptığı belirtilmiştir.
|
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.